Atlantik’in Ortasında Bir Cennet: Azorlar

Kuzey Atlantik’in ortasında hala Avupa kıtası sayılan Portekiz’e ait bir takım ada olduğunu kimler biliyor? Ne yalan söyleyeyim kısa bir süre öncesine kadar ben bilmiyordum, taa ki Portekiz seyahatimi araştırırken… Çok çeşitli seyahat tiplerim olduğunu söylemiştim sanırım, bazısında önce ülke belli oluyor, ona göre rota çiziliyor, bazısında hedef bir nokta var, ona göre çevre rota yaratılıyor… Portekiz seyahatim de Lizbon’da yaşayan bir arkadaşımın daveti üzerine ucuz uçak bileti bulduğum an planlandı. Bileti aldıktan sonra ilgimi çekebilecek lokasyonları araştırmaya başladım. Açıkçası şehir gezileri artık bana göre değil, burası belediye sarayı, burası St. Antonio kilisesi, başlarda “güzelmiş, aa bu da güzelmiş” deseniz de bir süre sonra artık hiçbir şey ilginizi çekmemeye başlıyor, bu nedenle de kendinizi şehir dışında neler var onları araştırmaya başlarken buluyorsunuz. İşte ben de Azorlar’ı böyle keşfettim, volkanik göllerle kaplı büyüleyici güzelliklere sahip bu ada görür görmez aşık olacak cinstendi… Şimdi tek derdim kısıtlı zamanımı en iyi hangi adalarda değerlendirirdimdi, o konuda da çok zorlanmadım…

Azorlar hakkında kısa bir bilgi vermek gerekirse Kuzey Atlantik Okyanusunda volkanik 9 temel adadan oluşuyor. Bu adalar; Canada’dan 1925 km, Lizbon’dan 1640 km uzaklıkta yerleşmişler. Adalar 14. yy’da Portekizli denizciler tarafından keşfedilmiş. Daha sonra adaya yerleşmesi için insanları götürmeye karar vermişler, önceleri Portekiz’den bu kadar uzakta yaşamak kimsenin ilgisini çekmemiş tabi, daha sonra üremeleri için adalara koyunlar götürmüşler ve üç sene içinde insanları taşımaya başlamışlar. Önce Santa Maria daha sonra da Sao Miguel adasına yerleşim başlamış. Adadaki kayaları ve volkanik artıkları temizleyerek ekime uygun arazi haline getirmişler ve üzüm, şeker pancarı ve iklime uygun diğer bitkileri ekmeye başlamışlar, sonra tavuk, tavşan, domuz, inek gibi çeşitli hayvanları taşımışlar ve evler de yapılarak yerleşim böylece giderek artmış.

Adalar Gulf Stream nedeniyle ılıman bir iklime sahip, yıl boyunca sıcaklık 20-30 derece arasında değişiyor. Bu nedenle de otellerde ısıtma-soğutma sistemlerine pek rastlamıyorsunuz. Sonuçta bir adadasınız, sık sık yağış görülebiliyor. Hatta sıklıkla yağmur yağarken güneş de doğuyor, hemen günün her saati baktığınız yerde bir gökkuşağıyla karşılaşıyorsunuz. Sanırım hayatım boyunca görebileceğim en fazla sayıda gökkuşağını burada gördüm.

Azorlar adaları: Corvo, Faial, Flores, Graciosa, Pico, Sao Jorge, Sao Miguel, Santa Maria ve Terceira. Adaların hepsinin kendisine has ayrı bir güzelliği var. Tabii ki ben de hepsini gezemedim ama hangilerini seçeyim ve nasıl giderim araştırmalarımın sonucunu sizinle paylaşayım…

Corvo: Büyük bir volkanik krater ve sadece 430 yaşayanı olan bir köyü olan bu ada doğa yürüyüşü sevenler için ideal, çünkü tamamıyla dokunulmamış bir doğayla karşı karşıyasınız. Ayrıca göç zamanı olduğu için Ekim- Kasım aylarında kuş severler için de bir cennet.

Faial: Balina izleme aktivitesine katılmanın en mümkün olduğu ada. Nisan- Ekim ayları arasında sıklıkla marinadan kalkan küçük botları görüyorsunuz. Sao Miguel’den buraya uçabilir veya Pico’dan feribotla seyahat edebilirsiniz.2000 nüfuslu küçük bir ada.

Flores: Avrupa’nın en batı noktası bu ada. Bu ünvanı almak istiyorsanız ziyaret etmek zorunda kalacağınız 143 kilometrekarelik bu adanın 4000 nüfusu var. Adından da anlaşılacağı gibi bol miktarda çiçek içeriyor. UNESCO tarafından da biosfer rezervleri koruma listesine alınan bu ada genellikle seyahat severlerin ilk üç tercihindeki adalardan. Ayrıca pek çok şelale içeren bu adada doğa yürüyüşü, kanyon gezileri, dağ bisikleti ve lava tüp ve mağara dalışları aktivitelerini bulabilirsiniz. Yemyeşil görüntüsüyle kendisine aşık eden bu addaya gitmek için en kolay yol Sao Miguel’den uçuş fakat özellikle kış aylarında hava koşulları nedeniyle iptal/ertelemeler olabileceğini göz önünde bulundurun. Bir diğer alternatif de feribot ama sadece yaz aylarında mümkün ve yolculuk bir tam gün sürüyor. En yakın ada Corvo olduğundan feribotla oraya ulaşım kolay.

Graciosa: Şanlıysanız kalan son birkaç Azorlar cüce eşeklerini burada görebilmeniz mümkün. Sessiz ve küçük bir ada. Burada da Santa Cruz’dan kalkan balina izleme botları mevcut.

Pico: Portekiz ve Azorlar’ın en yüksek noktası olan Pico dağı bu adada. 2351 m yüksekliğiyle tüm heybetiyle her yerden görülebilen bu dağ neredeyse başka birşeyi farketmemenizi sağlıyor.  Adada UNESCO tarafından korunan volkanik üzüm bağları mevcut. 7 saatlik bir zamanınız varsa dağ yürüyüşüne katılabilirsiniz.

Sao Jorge: Doğa harikası bir ada. Hemen her türlü volkanik oluşumu bu adada görebiliyorsunuz. O yüzden bu adada zamanınıza göre katılabileceğiniz doğa turları mevcut. Teknolojinin eşlik etmediği bu turlarda tam bir doğaya dönüş söz konusu.

Sao Miguel: En büyük ada. Genellikle ilk tercih ve en turistik ada. Benim de ilk tercihim olduğu için aşağıda uzun uzun anlatacağım.

Santa Maria: 10 milyon yıl önce ilk oluştuğu iddia edilen ada. Sao Miguel’e en yakın ada, bu nedenle yaz aylarında feribotla 3 saatte bu adaya geçmek mümkün, yine uçakla da seyahat edebilirsiniz. En güzel kum ve en ılık suyuyla “ana” adanın kutsanmış olduğu söyleniyor. 🙂

Terceira: UNESCO listesinde tarihi Angra de Heroismo, boğa güreşleri, doğa yürüyüşleri, şarap, 90 m derinliğinde volkanik bir yanardağ ağzı ile seyahat severlerin gözdelerinden.

Gerçek şu ki en büyük ada olan Sao Miguel bile iyi bir zamanlamayla bir- bir buçuk günde gezebileceğiniz kadar küçük. Hem de her izleme noktasında durup fotoğraflayarak, kahvenizi, şarabınızı yudumlayıp, adaya özgü yemeklerinizi yiyerek.

Bu nedenle eğer vaktiniz varsa benim önerim Mayıs-Eylül ayları arasında bu adalara en az 5 gününüzü ayırıp 3 ada gezmeniz.

 

 

Evet, anlatmaya bir yerden başlamak lazım, Sao Miguel adasına Ponte Delgada havaalanına Lizbon’dan iki saatlik bir uçuşla varıyorsunuz. İlk gece konaklama için en uygun yer; hem havaalanına yakın olması, hem de yeme-içme olanakları nedeniyle Ponte Delgada. Tabii ne aradığınıza bağlı olarak seçiminizi farklı yerlerde de kullanabilirsiniz. Otellerden bazıları size shuttle hizmeti de veriyor. Ama en başta da söylediğim gibi benim önerim araba kiralamanız, yalnız bir gezginseniz bile. Çünkü adada ancak bir iki tane otobüs görebildim, onların da sizi istediğiniz yere götürme olasılıkları çok düşük.

Bunun dışında adayı gezebilmeniz için bir diğer yöntem; tabii ki günlük turlara katılmak, tur bilgilerini internetten görebilir veya otelinizin resepsiyonundan ayarlayabilirsiniz. Turlar 80-100 Euro arası değişiyor, adada araba kiralamak günlük ortalama 30 euro, yarım depo benzinle(30 euro) adada her yeri gezebiliyorsunuz.

Ponte Delgada şehir merkezi Arnavut kaldırımlı taş dar sokakları ve şirin eski evleriyle çok şirin bir yer. Bu çevrede minik evler otel haline dönüştürülmüş. Çevrede pek çok cafe, restoran, bar ve club var. Kış ayları pek turistik olmadığı için çok canlı değil, sonuçta ada insanları her zaman kendi halinde sakin insanlardır, bu nedenle sokaklar sessiz, sakin ama güvenli ve geç saatlere kadar açık mekanlar bulunabiliyor.

Gezilecek yerlerin başında Sete Cidades geliyor. Burası geniş krater gölleri, yemyeşil manzarası ve bu göllerin arasına yerleşmiş minik bir köyüyle tüm turistlerin ilgi odağı. Manzarayı izlemeniz için pek çok noktaya cepler yapılmış. izleme noktası Portekizce Miradouro olarak adlandırılıyor. Tüm göllerin çevresinde çeşitli izleme noktaları var ama mutlaka gitmeniz gerekenlerden biri Miradouro da Boca do Inferno. Burası diğerlerinden farklı olarak yolun üstünde bir cep değil, aracınızı park ettikten sonra yaklaşık 1 kilometrelik bir yürüyüş parkuru da var. Yine bu çevrede yürüyüş ve hiking severler için daha uzun parkurlar da var.

Buradaki her noktanın tadını çıkardıktan sonra kuzeydeki sahil yolundan ilerleyerek Porto Formosa‘ya gelebilirsiniz. Buradaki okyanusa karşı sıralanmış çay tarlalarını izleyebilir, çay fabrikasını gezebilir ve demli bir çay içebilirsiniz. Gorreana çay fabrikası Avrupa’daki tek çay üreticisi fabrika. Portekizlilerin çayla tanışması 16. yy’da Çin’e ayak basmaları ile başlamıştır ve o zamana kadar çayı çoktan İpek Yolu ile getirmiş olan Türkler tarafından Avrupa çay ile tanışmıştır. Bu nedenle pek çok dilde çaya chai, caj gibi isimler verilmiştir Avrupa’da. Portekiz’de ise Cha.

Yola yine kuzeyden devam ediyoruz diyorum da aslında benim rotam böyle değildi bir güney bir kuzey bir batı bir doğu gidip geldim ben, hem hava şartlarının uygunsuzluğu hem de biraz cahillikten. Pek çok blog taramama rağmen Azorlar hakkında fazlaca bir bilgi bulamadan gittim ama araştırarak, sorarak, gördüğüm her noktaya girerek adadan ayrıldığımda yapılmamış, görülmemiş hiçbir şey kalmadığından emindim.

Evet adanın en doğusunda kalan bölge Nordeste, yolculuğumuz oraya. Bu arada eğer kanyon yürüyüşü, dağ tırmanışı yapmak isteyen varsa yine kuzeydoğuda yer alan Azorean Active Blueberry maceraseverleri etkiler gibi görünüyor. Açıkçası fiyatlar bana çok pahalı geldi, Filipinler’de çok daha mükemmel destinasyonları 2 dolara yaptıktan sonra 35- 65 euro vermek bana pek mantıklı gelmedi ama Avrupa şartları düşünüldüğünde çok yüksek değil belki de. Neyse incelemek isteyenler  http://www.azoreanactiveblueberry.com/  bu adresten ulaşabilirler.

Nordeste’de ne var diye soracak olursanız birkaç deniz feneri ve manzara göreceğiniz. Ama manzara güzel, 270 derece Atlantik okyanusu ve birkaç küçük bahçe biraz zaman harcamaya değiyor.

Eğer otel değiştirmekten rahatsız olmayan tiplerdenseniz bir gecenizi de Furnas bölgesinde geçirmenizi öneririm. Termal havuzlar eğer kokusuna dayanabilirseniz şifa olacak cinsten. Ve bu bölgede en önemli aktivite yemek. Burada hazırlanan et yemeği sabah çok erken saatlerde bu termal suların içine büyük kazanlar içinde yerleştiriliyor ve yavaş yavaş pişiyor. Eğer vejeteryansanız veya içine konulan domuz sosisiyle beraber yemek istemiyorsanız restorana bir gün önceden haber verip rezervasyon yaparsanız, size özel sadece sebze veya dana etiyle hazırlamaları mümkün. Bu leziz yemek sınırlı yapıldığından genelde rezervasyon gerekli oluyor ve 13:00’dan sonra pek yemek bulmanız mümkün değil. Erken kalkarsanız, yemeğin yapılışını da izleyebilirsiniz.

Bu bölgedeki Fogo gölü ve izleme noktaları da eğer Sete Cidades bölgesine gidemiyorsanız gönlünüzü hoş eder. Termal havuz ve iyi yemekten sonra hala gezmeye gönlünüz varsa.

Bu adada size mutlaka gitmenizi önereceğim bir diğer yer de Ponte Delgada’ya yaklaşık 3 km mesafede bulunan ananas cam seraları. Orta ve Güney Amerika’dan 19. yy’da bu adaya getirilen ananas dünyada ananasın seralar içinde yetiştirildiği tek yer. Bu nedenle de ananas adanın simgesi haline gelmiş. Bu seraları gün boyu ücretsiz ziyaret edebilirsiniz ve ananasların yetiştirilmesinin her aşamasına tanık olabilirsiniz. Ananas normal şartlarda 24-36 ayda yetişirken bu seralarda özel yöntemlerle 18 ayda yetiştiriliyor. Ayrıca adada ananas yaygın olduğu için ananaslı pasta, ananas likörü gibi yeni tatları da deneyimlemeniz mümkün.

Sao Miguel’de kilise yapıları da dikkat çekici. Portekiz kilise yapısından da farklı olan kiliseleri adanın her yerinde okyanus manzaralı olarak da görmek mümkün.

Ponte Delgada’da da diğer birkaç adada olduğu gibi marinadan kalkan botlarla balina izleme aktivitelerine katılmak mümkün. Yine marinadaki kale, şehir meydanı ve giriş kapısı şehir içinde ziyaret edebileceğiniz noktalardan.

Bu adada gezerken bir de rastlayabileceğiniz bir etnik grup var, ne amaçla toplandıkları hakkında pek bir bilgim yok, yanlarından geçerken grupça bana pek hoş bakmadıkları için açıkçası pek yaklaşamadım ama sonra havaalanında benzer bir modellerini fotoğraflama fırsatım oldu. Belki de iyi insanlardır, bilmiyorum. 🙂

Güzel manzara, taze balık, et, peynir, kaliteli şarap ve ananasla aklımızda güzel anılar bırakan, lokallerin deyimiyle “yeşil ada” Sao Miguel diğerlerine bu özellikleriyle fark atıp popülerliği elden bırakmıyor. Umarım ziyaret etme fırsatı bulursunuz. Sevgiyle…

0 Yorum

Bir İçerik Gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir