Bir Sayfa Seçin

Beyaz Değilse de Neşeli Şehir: Belgrad

Tarih boyunca pek çok medeniyetin hedefinde olan Belgrad; Sırpça’da “Beyaz Şehir” anlamına geliyor. Ta 878’den beri bu adla anılan Belgrad’a neden böyle denilmiş tam bilemesek de coğrafi konumu nedeniyle pek çok savaş geçirmiş bir şehir. Sava’nın Tuna’ya döküldüğü deltada yer alan şehrin tarihi ise MÖ 7000 yıllarına kadar dayanıyor. Tarih boyunca Keltler, Romanlar, Macarlara ev sahipliği yapmış bu şehre, Osmanlılar da 3 kez sefer düzenleyip en sonunda 1521 yılında Kanuni döneminde Osmanlı yönetimine geçirmişler. Sonrasını ise hepimiz biliyoruz.(Bilmeyenler bkz. Osmanli Tarihi)

Bu şehrin tarihini bilerek gezmek şehirdeki o kültür harmonisini anlamak için çok daha önemli. Kalenin kapısında gördüğünüz güllenin sebebinin; kaleden Tuna’yı ve Macar ovasını izlerken sahip olduğunuz huzur olduğunu çok daha iyi anlıyorsunuz o zaman.

Her neyse yeterince tarih bilgisi edindiysek gelelim Belgrad’a. Belgrad küçük ve ulaşımı rahat bir şehir. Belgrad’a Türkiye’den pek çok havayolu şirketi ile ulaşım mevcut. Nikola Tesla havaalanı şehrin 18 km dışında yer alıyor ve otobüs ile şehre yarım saatte gelmeniz mümkün. 2017 için yaklaşık 10 TL fiyatı(güncel bilgi için buraya tıklayınız olan bu otobüs biletini otobüsün içinde temin edebilirsiniz. 

Bir diğer ulaşım seçeneğiniz minibüs 15 TL civarında ama daha hızlı. Taksi ve oto kiralama seçenekleriniz de mevcut.

Bunun dışında İstanbul’dan Belgrad’a tren yolu ile Sofya üzerinden (Balkan Ekspres treni ile) yaklaşık 20 saatlik bir tren yolculuğu ile varabilirsiniz. Bu seyahat sadece yazın mümkün olması ve uygun uçak bileti fiyatları nedeniyle çok revaçta olmasa da zevkli oluşu nedeniyle tercih edilebilir. Bunun dışında çevredeki ülkelerden tren yolu ile (Sırp Demiryolları web sitesinden kontrol ediniz) gelebilirsiniz. Yolculuğun en zor ayağı olan Romanya’dan Sırbistan’a seyahati de Romanya’dan Belgrad’a trenle seyahat yazımda anlatmıştım.

Şehir içi ulaşım ise aslında yürüyerek sağlanabilir. Mesela ben Belgrad içinde hiç ulaşım aracı kullanmadım. Ama ayaklarıma kara sular indi o ayrı. Tramvay, otobüs ve minibüs seçenekleriniz arasında. Otobüslerde Türkiye’deki konforu aramazsanız seviniriz.

Belgrad denilince akla gelen ilk yer Belgrad Kalesi oluyor. Kalemegdan(Kale meydanı)da bulunan bu kale tam olarak Sava’nın Tuna’ya döküldüğü üçgende yer alıyor. Bu nedenle tarih boyunca Tuna’dan gelecek saldırılara karşı askeri üs olarak kullanılmış. Belgrad Kalesinde MÖ 85 yılına ait kalıntılar da mevcut. Zaman içerisinde savaşlardan etkilenen kale tekrar tekrar inşa edilmiş. Kalenin 4 adet kapısı var.

Kalede bence yapılacak en iyi şey gözlem noktalarından birine oturup saatlerce şehri ve Tuna’yı izlemek. Kalenin içindeki Zafer Heykeli; Sırbistan’ın Osmanlı ve Macarlar’a karşı zaferlerini temsil ediyor. Pobednik olarak da bilinen bu heykel Ivan Mestrovic’in en önemli eserlerinden biri. Belgrad’ın en önemli simgesi olan bu heykel ilk yapıldığında Terezije meydanına konulması planlanmış fakat halk çıplaklığından rahatsız olunca Belgrad Kalesine yerleştirilmiş. Heykelin bilerek mi yoksa tesadüfen mi Avusturya’yı işaret ettiği bilinmiyor. Heykelin hemen altındaki kapı ise kral kapısı olarak biliniyor.

Kalede heykele uzanan noktada “Great Staircase“i görmeniz mümkün. Merdivenlerin hemen başındaki büstler Yugoslovya ulusal kahramanlarına ait. Heykeli geçtiğinizde ise Damat Ali Paşa türbesi, Mehmet Paşa Çeşmesi, İstanbul kapısı da kalenin Türklere ait izlerini taşıyor.

Kalede ayrıca çocuk parkı, hayvanat bahçesi, tenis kortu ve askeri müze bulunuyor. Kalenin girişi ücretsiz, askeri müze girişi ise 10 Tl(300 SRD).

 

Aziz Mark Kilisesi: Tasmajdan parkında bulunan bu ihtişamlı Ortodoks kilise 1931-1940 yılları arasında Sırp-Bizans mimarisiyle yapılmış.Hem kiliseyi görmek hem de Tasmajdan parkında çimlere uzanmak için tercih edilesi.

Aziz Sava Katedrali: Sırp Ortodoks kilisesinin kurucusu Aziz Sava’ya ithaf edilmiş bu kilise 2. Dünya savaşında hasar gördüğü için halen tadilatı devam ediyor. Dış görünüşü yer yer bir camiyi andıran bu katedralin içi büyüleyici, Belgrad’ın simgelerinden olan bu yapıyı tadilata rağmen kaçırmamanız gerek diye düşünüyorum.

Nicola Tesla Müzesi: Tesla tarihte elektrikle ilgili büyük buluşları olan bir mucittir. Elektrik deyince akla gelen isim ise genelde Edison olur. Bu nedenle tarih Edisoncular ve Teslacılar’ı ikiye ayırır. Siz Edisoncu musunuz Teslacı mısınız bilmem ama Tesla’nın hayat hikayesi şöyle;

Tesla babası papaz annesi ev hanımı bir ailenin oğlu, evde sürekli icatlar yapıyor ve mühendis olmak istiyor, fakat babası onun bir papaz olmasını istiyor. Birgün çok hastalanan Tesla’ya babası eğer iyileşirse mühendis olmasına izin vereceğini söylüyor. Hemen iyileşen Tesla Graz’da elektrik mühendisliği okuyor. Ama hayatı boyunca asosyal olan Tesla okulu bırakıyor, daha sonra Prag’da tekrar üniversiteye yazılan Tesla babasının ölümü üzerine yine okulu bırakıp önce Budapeşte’de sonra Paris’te çalışmaya başlıyor. Edison Company adlı bir şirkette çalışırken patronu ona referans oluyor ve New York’a gidiyor. Referans mektubunda ise şu yazıyor;

“Sevgili Dostum Edison, dünyada iki mükemmel insan tanıyorum, bunlardan biri sensin, biri de bu mektubu sana getiren adam”.

Bir süre Tesla Edison için çalışıyor. Daha sonra AC akımı üreten Tesla kendi şirketini kuruyor ve Edison bu akımın giderek yükselişinden rahatsız olunca pek çok yol denemeye başlıyor. Önce hayvanları AC akımla insanların önünde öldüren Edison’un adamları, daha sonra elektrikli sandalye üreterek zenci bir mahkumu infaz etmeye çalışıyor, akımla önce ölmeyen suçlu en son alev alarak ölüyor, fakat Edison bununla da yetinmiyor.

Tesla’nın Edison’un tüm engellemelerine rağmen yükselişi Amerika’nın keşfinin 400. yıl kutlamasında oluyor. 1 Mayıs 1983’te tüm fuarı yeni ürettiği ampül ve akımıyla aydınlatan Tesla’nın yıldızı burada parlıyor fakat daha sonra kablosuz elektrik ve halka bedava elektrik üretme fikirleri olan Tesla’dan destekler çekilince iflası da böyle başlıyor.

Hayatı boyunca hiç evlenmemiş, günde 2 saat uyuyan, tek dostları güvercinler olan Tesla aklını yitirerek ölüyor. Nükleer enerji ve uzay çalışmaları olan Tesla’nın notlarına FBI’ın el koyduğu söylenir.

Hikayesini çok sevdiğim ve Tesla’yı daha iyi tanımamız gerektiğini düşündüğüm için müzeden önce hikayeden başladım.

Müzeye gelince konum olarak St. Markt kilisesi ile Aziz Sava’nın ortasında yer alıyor. Tesla’nın pek çok eserinin ve çalışmalarının sergilendiği müze özellikle bilim ve teknoloji ile ilgilenenlerin dikkatini çekebilir. Tesla’nın hikayesinin ve rehber eşliğinde tüm icatların prototiplerinin anlatıldığı müzenin giriş ücreti ise 6 Euro.

Sırbistan Ulusal Müzesi: 400 binden fazla esere ev sahipliği yapan bu müze Sırbistan’ın en büyük müzesi. Pazartesi hariç her gün açık olan bu müzenin giriş ücreti 200 RSD(6.5 TL)

Belgrad’daki diğer müzeler Yugoslav Tarihi Müzesi, Etnografya Müzesi, Çağdaş Sanat Müzesi, Zepter Müzesi, Belgrad Şehir Müzesi.

Gelelim Belgrad’ı asıl eğlenceli yapan sokaklarına… Knez Mihailova Caddesi Belgrad’ın ana alışveriş caddesi. Adını Sırp Prensi Mihailo’dan almış. Bu cadde Cumhuriyet Meydanı’ndan Kalemegdan’a kadar uzanıyor ve araç trafiğine kapalı, caddenin her iki tarafında pek çok tarihi bina var. Caddede alışveriş mağazaları,pasajlar, kafeler ve barlar mevcut. Sırbistan ucuz bir ülke olduğu için alışveriş ihtiyacınızı rahatlıkla karşılayabilirsiniz.

Caddenin sonundaki Cumhuriyet Meydanı‘nda ise Prens Mihailo’nun atlı bir heykeli bulunmakta. Tüm Belgrad’ın buluşma noktası olan bu heykel Belgrad’ın tek atlı heykeli olduğu için buluşma yerini karıştırma bahanesi Belgrad’da yemiyor. Bir de derler ki Prens Mihail o parmağının ucuyla İstanbul’u işaret eder, “Türkler’i İstanbul’a geri göndereceğiz” dermiş.

Belgrad’ın konsept cafe-barları da çok popüler. En meşhurlarından biri Blaznavac. Bunun yanında Cafe Dali Bar, Cantina de Frida, restoranlardan Lorenzo&Kakalamba ismini Belgrad’da sık duyacağınız yerler. Ucuz diyebileceğiniz fiyatlara lezzetli yemekler yeyip, harika kokteyller deneyebilirsiniz.

 

Son zamanlarda fazla turistik bir aktivite olduğu düşünüldüğü için bazı çevrelerce gözden çıkarılan Skadarlija bence Belgrad’ın olmazsa olmazlarından. Arnavut taşlı sokaklar, sardunyalar, kafanalardan yükselen müzikler, sıcakkanlı insanlar, bence bir Belgrad gezisinde burayı kaçırmak çılgınlık. Bu arada söylemedim sanırım Yugoslav ülkelerinde Cafe-bar tarzı yerlere “kafana” deniliyor.

Aslında bizim planımız Belgrad’ın en eski “kafana”sı olan, bir kiliseden kafanaya çevrilmiş Kafana Question Mark‘a gitmekti. Bu restoran Skadarlija’nın dışında, Belgrad Kalesi’ne yakın, akşam için rezervasyon yapmak için uğradığımızda ben mekanda bir farklılık göremediğimden, sonra da Skadarlija’ya aşık olduğumdan yine çok iyi yorumları olduğunu bildiğimiz Dva Jelena‘ya girdik. Hem müzikler, hem yemekler çok iyiydi. Her ne kadar inkar edilse de bence insanların Belgrad’ı sevmesi için iki nedenden biri Skadarlija, ikincisi de tabii ki ucuz oluşu…

Belgrad’da sık sık Türkçe menuler görebiliyorsunuz ve tabii ki Türk kahvesi de…

Belgrad’ın bir de yeni tarafı var, Sava nehri üzerindeki köprülerden birinden yeni Belgrad tarafına geçebilirsiniz. Burada görebileceğiniz yapılardan biri Belgrad’ın batı giriş kapısı olarak sayılan Genex Tower. 1977 yılında yapılmış olan bu kule 115 metre yüksekliğiyle şehrin en yüksek binalarından. 70’li yıllarda mimarların geometrik şekil sevdalarından nasibini almış bu bina kimine göre çok çirkin kimine göre de bir modernizm harikası. Günbatımıyla birlikte turuncu bir görünüm sergileyen bu bina sizi hemen şehrin her tarafından karşılamaya hazır.

Usce Tower: 1964 yılında yapılan bu bina 1999 NATO bombardımanından nasibini almış ve 2005 yılında tekrar yapılmış. 115 m yüksekliğiyle Balkanlar’ın en yüksek iş kulesi.

Hazır kulelerden bahsetmişken bir de Avala kulesinden bahsedelim. 1965 yılında yapılan bir telekomunikasyon ve gözlem kulesi olan Avala kulesi de 99 bombalamasında yıkılmış. 2010 yılında da tekrar inşa edilmiş. Yüksekliği 205 metre olan bu kuleye varmanız için şehirden yaklaşık 20 dakika uzaklaşmanız gerekiyor.

Avala kulesine gidiş için birkaç seçeneğiniz var. İsterseniz Nicola Pasic’den kalkan hop on- hop off otobüsleriyle ulaşabilirsiniz. Şehir turu ile beraber 600 RSD(Mayıs 2017)

Bir diğer seçeneğiniz eğer yaz ayındaysanız 400 nolu otobüs sizi Avala kulesine götürüyor. Bunun dışında 401,402,403 nolu şehir otobüsleriyle Pinosova köyüne varıp buradan yürüyebilirsiniz.

Avala kulesine çıkış 300 RSD, eğer kuledeki cafede birşeyler içmek isterseniz 550 RSD’lik bir bilet alabilirsiniz. Avala kulesine gitmişken bir de İsimsiz Kahraman Anıtını görebilirsiniz. 1. Dünya Savaşı kayıpları anısına tasarlanmış olan bu anıtta Balkan ülkeleri kadınlarının temsili heykelleri mevcut.

Size Belgrad’da son olarak bahsedeceğim yer ise Ada Ciganlija. Sava nehrinde bulunan bu ada sonradan yapay olarak Belgrad’a bağlanarak yarımada olmuş. Yazın hem yeşil oluşu hem de yüzme seçeneği bulunması sebebiyle çok tercih edilen bu adayı bisikletle de gezmeniz mümkün.

Belgrad sizde nedensiz güzel anılar bırakan bir şehir oluyor. Hem Türk izlerini görebileceğiniz hem Avrupa ülkesi havasındaki bu şehre tekrar gitmeyi sabırsızlıkla bekliyorum.

0 Yorum

Bir İçerik Gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir