Brugge; Her Sokağından Romantizm Akan Şehir

Hiç rotanız olmadan yola çıktığı oldu mu, ya da yeni tanıştığınız birinin daveti üzerine planlarınızı değiştirdiğiniz? Benim çok olur, zaten yalnız gezmenin en güzel tarafı da bu sanırım… Sürekli yeni yollara, yeni maceralara, yeni insanlara açık olmanız…

Ben de 2. gidişimde Hollanda’da işimin bittiğini düşünüp (3.yü de yaptım, hala bitmemiş) haritada oraya mı buraya mı gitsem diye bakınırken bir tren bileti almış bulundum Antwerp’e… O ne ihtişamlı tren istasyonudur, pek çok ülkede havaalanları bile o kadar büyük değil… Antwerp de başlı başına görülesi bi şehir ama bugün konumuz Bruj yani Brugge…

Hangi gezi yazısını açsanız Brugge için masallar şehri der, gerçekten de öyle, faytonlar size Sindirella, ortaçağdan kalma binaları Pamuk Prenses, vanilya kokan sokakları Hansel ile Gretel’i mi yaşatır bilemezsiniz ama hemen çekip alıyor sizi içine bu büyülü şehir…

Brugge için en ideal aylar bence Mayıs-Haziran veya Eylül-Ekim… Ben Nisan sonu gittiğimde bayağı üşümüştüm, her gördüğüm kafeye dalıp bi şeyler içmem ee mecburen yanında da bir waffle yemem bundandır:)

Benim için her şehir farklı bir masal yaşatır, her ne kadar bloglara şöyle bir göz gezdirsem de mutlaka her şehirde farklı bir şeyler bulurum, belki sıcacık insanların işlettiği küçük ve eski bir lokanta, belki yeni bir arkadaş, belki yeni bir lezzet, ama hep unutulmayan bir anım kalır, bu nedenle siz de bırakın not defterini, haritayı, kaybolun…Ama biliyorum ki aramızda “must”cılar var yani anlatılan her şeyi görecek, yapacak, yiyecek olanlar, e o zaman ben de kısaca isminin anlamı kanallar ve köprüler şehri olan Brugge’dan bahsedeyim…

Bu minik masal şehri her sokağını da dolaşsanız bir günde biter, hem de benim gibi doya doya gezip bol bol fotoğraf çekerek, ben 1.5 gün kalmıştım ziyadesiyle yetmişti…

Brugge için bir araca ihtiyacınız yok, zaten ana meydana araçla giremezseniz, Hollanda’da yeterince pratik yaptıysanız bisiklet kiralayın,yok vallahi dalga geçmiyorum, günlük 10 euro gibi bir fiyata pek çok bisiklet kiralayan yer var ama bence Brugge yaya olarak, sokaklardaki kokular derin derin içe çekilerek daha bi güzel…

Tren istasyonundan yürüyerek en fazla 15 dakikada meydana ve dilediğiniz otele varırsınız, basit standart bir oda için fiyatlar 50-60 euro, Avrupa standartları için normal. Yalnız baştan söyleyeyim, tekerlekli valiziniz bu şehir için hiç uygun değil….

Neler Yapılır?

 

 

Ana meydan St. Markt meydanı, bu meydana vardığınızda ilk dikkatinizi çeken farklı renklerde yanyana dizilmiş şirin çatılı evler ve hemen karşınızda sıra sıra dizilmiş faytonların arkasında görünen kocaman bir çan kulesi; Belfry of Brugge ( Belfort), çıkıp kuşbakışı şehri izlemek isterseniz; buyurun 355 basamak…

 

 

Yine aynı meydanda bulunan Kanlı Mary bazilikası görülmeye değer…

Şehrin tarihini biraz daha derinlemesine öğrenmek isterseniz Historium‘a bir bilet alabilirsiniz…

Bira fabrikalarında tadım ve gezi turları yapabilirsiniz… En popüleri De Havle Maan…

Kanal turu yarım saat sürüyor, fiyatı uygun, yürümeyi pek sevmiyorsanız, şehri bu şekilde de gezebilirsiniz…

 

Dantel mağazaları, bira dükkanları, çikolata dükkanları gezilesi……

Lake of Love veya Minnewater Lake içindeki şatosuyla beraber fotoğraflarınıza kesinlikle ilham kaynağı…

Church of our Lady ve Michelangolo’nun meshur Madonna of Brugge heykeli, meraklısına…
Ha bir de bol bol fotoğraf çekin, çektirin…

Ne yenir, ne içilir?

 

Bir kere Belçika’dasınız, bu ülkenin 180 çeşit bira üreticisi ve 500’e yakın birası var, e elbet birinin tadını seversiniz, deneyin, bu arada Belçikalılar yılda 84 litre bira içiyorlarmış, ama merak etmeyin kimse sokaklarda sarhoş gezmiyor, bünye alışıksa demek…

Bir önemli nokta da her biranın bardağı da farklı, şöyle afilli bardakta bir bira içeyim diyorsanız Kwak’ı tavsiye ederim, sunumu çok orijinal, benim gibi her şeyi denemeye meraklı olsanız da aman ha meyveli biraları hiç tavsiye etmem, (ama şimdi bir merak oldu di mi kesin gidip tadacaksınız)..

Dünyanın French Fries diye bildiği patates kızartmasını Belçikalılar der ki biz icat ettik öyle de böyle de altı üstü patates kızartması yani sonuçta, bira ile iyidir, bir de elmalı bir sosla servis edebilirler ne alaka demeyin, bandırın gitsin…

 

Waffle’ın anavatanındasınız, tabii ki yiyeceksiniz, bugün diet yok, 2 tur daha fazla atın, yakarsınız, merak etmeyin, şöyle bol çikolatalı, afiyet olsun… En iyisi Chez Albert derler, küçük bir dükkan oturacak yeri yoktur, üstüne konulan minik Belçika bayrağı çok hoştur, size nerede olduğunuzu hatırlatır… Ben 2 günde 4 değişik yerde yedim hepsi de iyiydi endişe etmeyin( evet ben bir tatlı canavarıyım nolmuş?)

Ve tabi ki çikolata… Yıllarca Belçika çikolatıcısı diye bir şey duydunuz, e şimdi yerindesiniz, almadan dönmeyin demiyorum, sonra benim gibi tüm kutuyu 2 günde bitirirseniz pişman olursunuz ama en azından çikolata dükkanlarını gezin, koklayın, tadın…
Chocolatarie de Burg pek ünlüdür ve tam meydandadır ama ben çeşidi az bulduğumdan başka bir dükkanı denedim ve çok da memnun kaldım, bir de girdiğiniz hemen her dükkanda size bol bol çikolata ikram ediyorlar, çok tok gitmemekte fayda var 🙂

 

Hepinize iyi masallar….

0 Yorum

Bir İçerik Gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir