Bir Sayfa Seçin

Gitmeli mi Gitmemeli Mi, Yoksa Hiç Düşünmemeli mi 🙂

Genel hayat görüşüm insanların işine karışmamak, pek de yorum yapmamak üzerine kuruludur. Günümüz koşullarında ise zaman da emek de para da çok önemli. İşte o yüzden bugün internette gittiğiniz her yere, aldığınız her ürüne, rezervasyon yaptığınız her otele yorum yapma ve yorumları okuma şansınız var. Peki yorumlar ne kadar güvenilir diyeceksiniz, aslında söz konusu şey güven değil, sadece yorumcularla sizin benzerliğiniz. Hayatı boyunca lükse alışmış bir insanın 3 yıldızlı bir otelde kalınca otele kötü yorum yapma olasılığı yüksek olacaktır, işte bu nedenle yorumcular arasında size benzer olanları yakalayabilmeniz lazım. Bu yüzden blogger seçerken de aynı kritere dikkat etmek lazım, gezginle sizin benzerliğiniz.

Bunları neden anlattım, başlığa bakıp aldanmayın diye, Brüksel için aman gitmeye değmez veya gitmenize gerek yok diye bir cümle kurmuyorum. Sadece ben Brüksel’den pek hoşlanmadım. Aslında durum şu, Brüksel çirkin bir şehir değil, kendi halinde bir başkent, ama Belçika’nın Bruj’u Antwerp’i, Ghent’i varken, pek bir sönük kalıyor. Ama Belçika -Türkiye direk uçacaksanız mecbur yolunuz Brüksel’e düşecek. E gelmişken bir gece kalırsınız belki?

Brüksel merkezi bir konumda olduğundan, farklı şehirlerden geliyorsanız trenle seyahat de ediyor olabilirsiniz. İndiğiniz istasyon Nord, Central veya Midi olabilir. Birbirine çok uzak olmayan bu istasyonların çıkışlarında metro, tramvay ve otobüs de bulabilirsiniz. Anlayacağınız üzere Brüksel ‘de toplu ulaşımla istediğiniz her yere kolayca ulaşabilirsiniz.

Gezi konusunda şanssız insanlardan biriyim, nereye gitsem o ülkede bir olay olur, terör, doğal afet, aklınıza ne gelirse, Belçika’ya uçuşumdan 15 gün önce havaalanında terör saldırısı gerçekleşti, bu beni korkutmadı tabi, yine de gittim, sadece uçuş için biraz daha fazla zaman kaybettim. Keşke dünyanın her yeri güvenli olsa da herkes korkusuzca gezse, son yıllarda Türkiye’nin bu konuda çok hırpalandığını düşünüyorum. Bazı gezi bloglarında Türkiye hakkında olumsuz yorumlara rastlıyorum, sonra “Endişe etmeyin, Türkiye güvenlidir” yazacak oluyorum, aklıma barış gelini Pippa geliyor, bisikletli Niaffe geliyor, Çinli diye dayak yiyen Koreli turistler geliyor, susuyorum, zaten terör olaylarını, içki içiliyor diye basılan barları hiç saymıyorum. Ee biz bu şartlarda yaşarken dünyada bizi korkutan bir yer olmaması doğal tabi…

Brüksel; eğer havayolu ile geliyorsanız Brüksel havaalanı veya Charleori ile gelebilirsiniz. Türkiye’den ikisine de direk uçuş var. Ekonomik havayolları Charleroi’ye geliyor dersem kimin nereye uçtuğunu anlarsınız. Her ikisinden de şehre ulaşım kolay. Brüksel Havaalanı şehre 11 km uzaklıkta olduğu için şehre ulaşımınız yaklaşık 15 dakika sürerken, Charleroi 46 km uzaklıkta ve ortalama 1 saat mesafededir.

Ulaşım yolları için her ikisinde de pek çok alternatif mevcutken benim önerim Charleroi için havaalanı otobüsünü(Flibco) kullanmanız olacaktır. Yalnız biletinizi online alırsanız 14 e, otobüsten alırsanız da 17 Euro tutuyor. Brüksel midi tren istasyonuna ortalama 1 saatte gidiyor, Midi istasyonu; Grand Palace’a 2 km mesafede, hemen yanındaki metro istasyonundan istediğiniz yere ulaşabilirsiniz.

Brüksel Ana Havaalanından ise en kolay ulaşım yolu tren gibi gözüküyor. Havaalanı -1 terminaldeki tren istasyonundan Brüksel’in her 3 ana tren istasyonuna varabiliyorsunuz. tren bileti ise 8.6 Euro.

Kalacağınız yere göre seçenekleriniz değişebilir mesela Lüksemburg Meydanına yakın bir yere gidecekseniz otobüs de tercih edebilirsiniz.

Bir Brüksel gezisi şehrin ana meydanı olan Grand Palace’la başlar.

Grand Palace: Dört bir tarafı barok ve gotik mimari eserlerle çevrili bu devasa meydan ne zaman gitseniz kalabalık. Konserler, etkinlikler, mitingler hep bu meydanda düzenleniyor. Hava güzel olduğu zamanlarda bu meydana bir de çiçek pazarı kuruluyor.

Bu meydanın tarihi 12. yy’a kadar dayanıyor fakat 15. yyda Fransız ordusu tarafından bombalanan bu meydan daha sonra şehrin zenginleri tarafından tekrar inşa edilmiş. Bu meydana çıkan bütün sokaklar eğer Fransızcanız varsa anlayacağınız üzere yemek isimleriyle adlandırılmış. Eskiden yemek alışverişinin yapıldığı yer olarak bilinen bu meydan günümüzde de benzer özelliğini koruyor. Pek çok restoran, cafe ve waffle dükkanları bu çevrede mevcut.

UNESCO tarafından 1998’de Dünya Kültür Mirasları listesine alınan bu meydanda gezmek isteyebileceğiniz müzelerin başında Belçika’nın en popüler ürünlerine ait müzeler mevcut.

Belçika Bira İmalatçıları Müzesi (Belgian Brewers Museum), BierMuseum

Kakao ve Çikolata Müzesi(Museum van Cacao En Chocolade)

Brüksel Şehir Müzesi (Brussel Cİty Museum)

Brüksel Kostüm ve Dantel Müzesi (Museum voor Kostuum en Kant)

Müze girişleri 8 Euro, 2 alana bir bedava var 🙂 yani 2 müze fiyatına 3 müze gezebiliyorsunuz.

Eğer ki geziniz çiftli yıllarda Ağustos ayı ortasındaysa bu meydana gittiğiniz zaman kocaman bir çiçek halısıyla karşılaşırsınız. İlk 1971’de yapılan bu halı artık her iki yılda bir geleneksel bir festival haline dönüşmüş. 600 binin üzerinde çiçekle yapılan bu halı tam bir görsel şölen ve dünyanın her yerinden binlerce ziyaretçisi oluyor.

Manneken Pis: Brüksel deyince akla gelen ilk şey bu işeyen çocuk heykeli. 1618 yılından beri şehrin merkezinde bulunan bu heykelin orijinali defalarca çalınmış. Şu an bulunan heykel ise 1965 yılından beri orada, ilk heykel ise bulunmuş, onarılmış, Grand Palace’da bir müzede korunuyor. 61 cm’lik bu heykelin yapılışıyla ilgili pek çok efsane var. Bir efsaneye göre bir anne çocuğunu tam bu noktada bulmuş, diğer bir efsanede çocuk Brüksel’e saldıran askerlerin üzerlerine, bir başkasında şehrin duvarlarına atılan bir bombanın üzerine işeyerek şehri kurtarmış. Hikayenin aslı bilinmese ve heykel demir parmaklıkların arkasında pek ilgi çekici durmasa da yine de şehre gelen her turistin en az bir kez ziyaretini hak ediyor. Heykelin orijinal hali çıplak ama dünyanın her yerinden hediye olarak gelen pek çok kıyafeti haftada birkaç kez değiştirilerek sergileniyor. Kıyafetlerin hepsini görmek isterseniz; Brüksel Şehir Müzesi‘nde sergileniyor.

Galerias Royales Saint Hubert: 1846 yılında yapımına başlanılan bu kapalı çarşı St. Petersburg ve Milan’daki meşhur çarşılardan ilham alınarak yapılmış. Yapımı 18 ayda tamamlanan ve tavan yüksekliği 200 metre olan bu çarşının yüksek sosyeteye hitap edeceği düşünülmüş. İstenilen olmuş ki halen pasajda gurme restoran, çikolata dükkanları ve butikler mevcut.

Geceleri de tavanı değişik renklere bürünen bu çarşı Grand Palace’e yürüme mesafesinde ve sadece çikolata dükkanları için bile gezmeye değer.

Uccle(Ukkel): Eğer ki Brüksel’den sıkılıp biraz da çevre gezisi yapayım derseniz Brüksel şehir merkezine ortalama 1 saat uzaklıktaki Uccle bölgesine gitmenizi tavsiye ederim. Buradaki Sonian Ormanı‘nda Stonohenge’e benzeyen Monument Aux Forestiers yabancı turistler tarafından henüz keşfedilmemiş olsa da çok yakında turizm patlaması yaşayacağından eminim 🙂

 

Hala söylememe gerek var mı bilmiyorum, Avrupa başkentlerinde eğer müze merağınız varsa o şehrin Pass Card’ını da edinmeniz gerekir. Brussels Pass Card; size 39 müze, toplu taşımada ücretsiz seyahat ve bir ekstrayla hop on hop offda da ulaşım sağlıyor. 24/48/72 saatlik fiyatları 22/30/38 Euro(2017)

Tam bir sanat ve müze şehri olan Brüksel bence Pass Card’ın en çok gerektiği başkentlerden biri.

 

 

Mont des Arts: Brüksel’i tepeden izleyeceğiniz şehrin ortasında bir bahçe. Eğer merdivenleri çıkmaktan yorulmayacaksanız hem fotoğraflar hem de rahat bir nefes için bu tepeye gelebilirsiniz.

Bu meydanda bulabileceğiniz müzeler;

Müzik Enstrumanları Müzesi

Güzel Sanatlar Müzesi

Magritte Müzesi

Fin de Siecle Müzesi(tavsiye edilmez)

Müzelerin hemen yanındaki Royal Meydanı ve Royal Palace bir sonraki durağınız olabilir. Geleneksel olarak her yıl 22 Temmuz 4 Eylül tarihleri arası saray (Pazartesileri hariç) ücretsiz olarak ziyaret edilebiliyor.

Sarayım hemen yanında yer alan Saint Jacques-sur Coudenberg kilisesi ise saraydan nasibini almış ve birkaç büyük tablo da burada sergileniyor.

Lüksemburg Meydanı: Trone metro durağı veya Brussels-Luxemburg tramvay durağında inerek ulaşabileceğiniz bu meydan özellikle Perşembe akşamları çok renkli. Onun dışında bu meydan çevresinde bulabileceğiniz görkemli post-modern yapısıyla Espace Leopold ve Avrupa Birliği hakkında bilgi edinmek isterseniz ücretsiz gezebileceğiniz Parlamanterium var.

Atomium: 1958 yılında Expo 58 fuarı için yapılmış ve 6 ay sergilenmesi planlanan bu anıt daha sonra yoğun ilgi görmesi sebebiyle günümüzde Belçika modern mimarinin sembolü haline gelmiş.

Resimlere baktığınızda küçük bir heykel gibi görünen bu bina aslında 102 metre yüksekliğinde birbirine asansör ve yürüyen merdivenlerle geçişi olan, en tepesindeki küreden de Brüksel manzarasını seyredebileceğiniz ve yemek yiyebileceğiniz bir yer.

Buraya metro veya tren ile Heizel durağında inerek yürüyebilirsiniz. Yılın 365 günü saat 10-18 arası hizmet veren bu yapının 2017 giriş fiyatı:12 Euro.

Mini Europe: Avrupa’nın ünlü simgelerinin 1/25 küçüklükte minyatürlerinin sergilendiği park. MiniaTurk’un Avrupa’daki bildik mekanlarla olanı diyeyim siz anlayın. Ben ikisinden de zevk almıştım. Ayrıca bu parkta Ocenada denilen su aktivitelerinin yapıldığı özellikle çocukların çok eğleneceği bir bölüm var. Atomium’un hemen yakınında bulunduğundan eğer gezecekseniz biletleri de beraber indirimli alabilirsiniz. 2017 fiyatları Mini Europe 15 Atomium ile beraber ortalama 25 Euro.

 

Brüksel’in bütün müzelerini say say bitmez sanırım, Science Museum, Belvue museum, Jewish Museum ama bir tanesi var ki sizi de geçmişe götürebilecek bir müze Musee du Jouet(Oyuncak Müzesi). Çocukların da çok zevk alacağı bu müzeye giriş erişkin/çocuk: 6.5/5.5 Euro.

Dünya çapında birçok ünlü çizgi karakterin çizeri Belçikalı olduğundan Belgisch Stripmuseum (Belçika Çizgi Film Müzesi) de ziyareti hak ediyor. Ten Ten, Red Kit ve Şirinlerin hepsinin anavatanının Belçika olduğunu kimler biliyordu? Erişkinler 7 Euro, 12 yaş altı çocuklar için ise sadece 3 Euro.

Benim kısa ama bana yettiğine inandığım Brüksel gezim bu kadar. Peki sizin farklı keşifleriniz var mı?

1 Yorum

  1. Fulya Kaytan

    Harika bir anlatım olmuş. Okuyunca gezmiş kadar oldum neredeyse 🙂

    Yanıtla

Bir İçerik Gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir