Çifte Köprü ve Mençuna Şelalesi

Türkiye ile ilgili ilk gezi yazım Karadeniz’le ilgili olsun dedim. Doğu Karadeniz’in benim için yeri ayrıdır, hayatımın 2 güzel yılı orada geçti, çok güzel anılarım oldu. Bir yaşa kadar Türkiye’nin büyük bölümünü gezmiştim. Malum cerrahi asistanlığı kolay değil, bir yılda alabileceğiniz en fazla tatil 1 hafta, o da önce kıdemlileriniz seçecek, sizin payınıza ne zaman düşerse siz de o zaman tatile gideceksiniz. Ben de işte arada ufak tefek kaçamaklar yapıp Türkiye’yi gezmişim. Zaten o güne kadar bir güneyde, bir İç Anadolu’da okumuşum, çalışmışım derken yakın yerleri hep gezmişim ama Doğu Karadeniz’e hiç yolum düşmemiş, çünkü biliyorum, uzmanlığım bittiğinde ben mecburi hizmetimi orada yapacağım. Biliyorum derken sanmayın ki torpilim var, garantim var, vs, birşeyi çok isterseniz olur teorisine inananlardanım. Büzmeyin öyle dudağınızı, bu gerçek!

Neyse işte kura yerleri açıklandı, bir baktım Artvin’in adını hiç duymadığım bir ilçesi; Arhavi, görür görmez dedim işte kısmetim sensin, sağlık sektöründekiler bilir, tayin zamanı forumlar açılır, sen nereye, ben buraya konuşmaları yapılır, anlaşasınız da ilk tercihlerinize giresiniz diye, anlaşmak mümkün değildir oysa ki, çünkü kimsenin gitmek istemeyeceği yerler olur o kurada, o yüzden şanstır asıl olan Birkaç kişi “ben orayı yazacağım, sen yazma” dediyse de bana, ben dedim ki “ben yıllardır hayalini kurdum, Karadeniz’i ben yazıyorum, iyi olan kazansın…”

Daha kuraların çekilmesine 1 ay var, sorana sormayana “ben Karadeniz’e gidiyorum” diye haber saldım, bir şeye ne kadar çok inanır ve söylerseniz olur, o kadar kısmetlisine rağmen tabii ki bana çıktı. Çok da güzel oldu.

Bu işe en çok arabam üzülmüştür sanırım, zavallıyı dağa taşa sürdüm, ne göller kaldı görmediğimiz, ne yaylalar, ne çay tarlaları… Bir kere de gık demedi zavallım, neyse işte çok uzattım biliyorum, ama ben bugün size yerel halk dışında pek de bilinmeyen Mençuna’yı anlatayım.

Bir kere açık ve net eğer Karadeniz’i gerçekten şöyle güzelce gezeyim diyorsanız, bir kaç seçeneğiniz var, ya araba kiralayacaksınız(ki bence bir arazi aracı çok daha iyi fikir) ya motor kullanacaksınız(evet o nazik poponuz biraz ağrıyacak), ya otostop yapacaksınız ya da yok hiçbirini yapamam diyorsanız tura katılacaksınız.(Her yeri gezemezsiniz belki ama hiçbirşey göremeden dönmekten iyidir) Çünkü Karadeniz’de toplu taşıma maalesef henüz o kadar gelişmedi. Yani sahil yolu çalışan toplu taşımalar dışında bir de Ayder, Karagöl gibi turistik merkezlere giden otobüsler veya minibüsler var ama öyle canınızın her istediği yaylaya her şelaleye gidemezsiniz.

Herhangi bir aracınızın olduğunu varsayarak anlatıyorum, Trabzon – Hopa yolunda Arhavi’ye girdiğiniz an şehir merkezine gelmeden derenin hemen öncesinde sağa doğru Mençuna Şelalesi tabelasını görür ve oradan devam edersiniz. Çifteköprü’ye kadar yol asfalt olarak devam eder.

Çifte Köprü; birbirine dik olarak yapılmış, eğimli 18. yy’da yapılmış iki köprü. Ve bence etrafındaki manzaraya müthiş uyumlu, şahane bir mimari. Genel olarak Karadeniz köprüleri tasarım olarak birbirine benziyor ama burada iki köprü yanyana daha bir ilgi çekici.

Burada bir de Çifte Köprü Restoran (başka olmadığı için isim veriyorum) var, dilerseniz burada yemek yiyebilir ya da hemen yan tarafındaki banklarda piknik yapabilirsiniz. O da sizin paşa gönlünüze kalmış.

Eğer devam etmeye karar verdiyseniz yolun bundan sonrası biraz zorlu çünkü henüz asfalt dökülmedi. Hele de yağmurlu günlere denk geldiyseniz biraz can sıkıcı olsa da yaklaşık 10 dakikalık bir yolculuk olduğu için katlanılıyor. Bazen bu yolun halen yapılmamış olmasından şikayet ediliyor(ki arabamın her altı sürttüğünde ben de ettim) ama Uzungöl’ü Ayder’i görünce insan bazen de iyi ki yapılmıyor diyor. Malum ülke olarak henüz doğayı, tarihi eserleri koruma konusunda henüz yeterli bilince ulaşamadık.

Buraya vardığınızda eğer kalmak isterseniz Mençuna konakları, doğaya uyumlu bungalowlar şeklinde tasarlanmış. Bir de kahvaltı yapıp yemek yiyebileceğiniz bir restoran mevcut. Bu restoran bir zamanlar Artvin- Rize’de çekilen “Benim İçin Üzülme” dizi ekibinin de gözde mekanları arasındaydı.

Eğer sıkı bir kahvaltı yaptıysanız, sizi ufak bir tırmanış yolu bekliyor, yol çok zor değil bazen merdivenlerden, bazen de bir patika yoldan çıkıyorsunuz ama emin olun yürüdüğünüze değiyor, tabi mevsim yazsa yanınıza su almayı ihmal etmeyin.

Ve Mençuna Şelalesi‘ne varıyorsunuz, suya girmeye de niyetiniz varsa en güzel mevsim yaz ayları. Ama ne zaman giderseniz gidin o asma köprünün üzerinde sallanırken, yolda çay tarlalarının arasına dalarken, şelalenin suları yüzünüze çarparken çok zevk alacaksınız.

0 Yorum

Bir İçerik Gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir