Tarih Kitaplarındaki Hüzünlü Şehir: Dresden

Dresden; Almanya’nın Saksonya eyaletinin merkezi ve aynı zamanda Leipzig’den sonra en büyük şehri. Ekonomik bakımdan Almanya’nın en dinamik şehirlerinden biri. Avrupa’nın en güzel saraylarından birinin burada bulunması, August döneminden kalma pek çok barok tarzı mimari yapısı nedeniyle turizm açısından da büyük önem taşıyan bir şehir.

Dresden 2. Dünya savaşı sırasında 13-15 Şubat arası Dresden bombardımanından adını bildiğimiz bir yer. Amerikan ve Birleşik Krallık Kuvvetleri Almanya’da iki hedef belirlediler; Berlin ve Dresden. Bu 2 günlük bombalama sonucu 50000’e yakın insan öldü ve 28000 binadan 25000’den fazlası yok oldu.

İşte Dresden’in Saksonya tarihindeki önemi böyle. Binaların çoğu aslında orijinalleri değil. Ama çoğu aslına uygun olarak yenilenmeye çalışılmış. Tarihe direnişi açısından Dresden’i görmekte bu yüzden fayda var.

Dresden; Elbe üzerine kurulu köprüsü, çok sayıda mimari ve sanat eseriyle bana çok sevdiğim Floransa’yı andırıyor. Dresden gezim ise bir Orta Avrupa gezim sırasında Almanya’ya geçmemle başlıyor. Dresden’e nehir çevresine kurulu güzel binaları nedeni ile “mücevher kutusu” denilirmiş. Oysa ki eskiden Dresden balıkçıların yaşadığı bir köy imiş. Hatta Dresden kelimesi: sulak alan sakinleri anlamına gelen Drezdany’den türemiş. 13. yy başlarında ismi şehir olarak geçmeye başlamış ve daha sonra Meisen kontluğunun başkenti olmuş. Şehir Saksonya Elektörlüğü’nün Avrupa’da çıkan hemen tüm savaşlara katılmasıyla büyük zarar görmüş fakat hala görmeye değer pek çok eser var.

Dresden havalimanı olan Klotzche havaalanına Türkiye Dalaman’dan direk uçuş mevcut. Eğer havaalanından şehre inecekseniz 77-97 nolu otobüs veya 7 nolu tramvay ile gidebilirsiniz.Bir diğer havayolu alternatifiniz ise şehre ortalama 100 km mesafedeki İstanbul’dan direk uçuşlu Leipzig Havaalanı.

Almanya’nın veya Avrupa’nın diğer şehirlerinden Dresden’e otobüsle veya trenle gelebilirsiniz. Tren istasyonu şehrin merkezinde olduğundan ve genellikle Altstadt(Eski/Tarihi Şehir)’da gideceğiniz her yer yürüme mesafesinde olduğundan şehir içi ulaşıma ihtiyacınız olacağını sanmıyorum. Yorulursanız bisiklet taksi veya tramvay kullanabilirsiniz.

Elbe nehrinin kenarında bir geziye çıkarsanız pek çok eseri birarada görmeniz mümkün. FrauenKirsche’nin hemen karşısındaki turizm bürosu da size şehir turu hakkında yardımcı olacaktır.

Dresden FrauenKirsche: (Kadınlar Kilisesi): 11. yy’da Romanesk mimari tarzında inşa edilen bu kilise 1727’de yıkılarak tekrar inşa edilmiş. Fakat 2. Dünya Savaşı sırasında bombalar nedeniyle ağır hasar görünce eski planlarına dayanılarak tekrar inşa edilmiş. Son 10 yıldır tekrar ibadete açılan bu kilisenin en dikkat çekici yanı kubbesi. Ayrıca bu kilise için özel üretilen org ile Bach burada bir resital vermiş. Kilise yıl içerisinde pek çok konsere ev sahipliği yapmakta, kubbesinden de şehir manzarasını izleyebiliyorsunuz

Brühl’s Terrace: Bu bahçe ve teras şehirden ve nehirden daha yüksek seviyede bulunması nedeniyle size 360 derece şehir manzarası sunuyor. Pek çok ünlü ressamın burada çizmiş olduğu resimler var. Belki siz de gaza gelip bir tane çiziverirsiniz.

Rezidensschloss(Dresden Kalesi): 17. yy başlarında inşa edilen bu yapı Rönesans dönemi eserlerinden. Saksonya hanedanlığını uzun yıllar ağırlayan bu sarayda Sakson kontu George’un da dev bir heykeli bulunmakta. 2. Dünya Savaşında pek çok bina gibi hasar gören bu binanın yenilenmesi de uzun zaman almış. 2013 yılında renovasyonu tamamlanan bu bina yeniden hizmete açılmış.

Saray şimdilerde müze görevi görmekte ve Dresden’in en eski ve en geniş koleksiyona sahip müzelerinden. Müzenin farklı eserleri bir arada toplayan bölümleri var, en ilgi çekici bölümlerinden biri de Türk odası. Sakson düklerinin Osmanlı’dan topladıkları 500’den fazla eser bu odada sergilenmekte.

Zwinger Sarayı: Tarihi kazılar 12. yy’da Dresden şehrinin surları olduğunu gösteriyormuş, bu surlar iki aşamalı iç ve dış duvarlar imiş. Zwinger Almanca’da dış duvar koruyucu kafes anlamında. Saray eskiden Dresden’in dış surlarının bulunduğu konuma denk gelmesi nedeniyle bu ismi almış. Barok mimarisinde yapılmış bu saray mimar Daniel Poppelman tarafından tasarlanmış. Sarayın giriş kapısı taç biçiminde tasarlanmış.

Bugün müze kompleksi olarak kullanılan sarayda Usta Ressamlar Sanat Galerisi, Porselen Koleksiyonu ve Matematik- Fizik aletleri gibi bölümler mevcut.

Elbe nehri üzerinde Dresden’i birbirine bağlayan pek çok köprüden Augustus köprüsü 1907-1910 yılları arasında inşa edilmiş. Çevresindeki pek çok tarihi eserle birlikte fotoğraflarınızı bir sanat eserine dönüştürebilir.

Dresden Katedrali: Tarihi şehir merkezinde yer alan bu katedral her zaman şehrin en önemli katolik kilisesi olmuş. 1726-1743 yılları arasında Protestan bir mezhebe sahip Dresden’de Kadınlar Kilisesinin inşasından sonra 3. August bu Katolik kiliseyi yaptırmaya karar vermiş. Kilisenin yapımı 1751 yılında tamamlanmış.

Fürstenzug: 102 metre uzunluğuyla dünyanın en uzun porselen çalışması olarak bilinen bu eserde 23000 adet porselen kullanılmış.1871-1876 yılları arasında yapılan bu duvar hava koşullarına dayanıklı olması için 1904 yılında porselenle yenilenmiş. Duvarda 1127-1904 tarihleri arasında yaşamış Sakson krallığının önemli isimlerine yer verilmiş. Dresden Kalesi olarak bilinen Residenzschlossun şu an Noel pazarı gibi kültürel etkinliklerde kullanılan Stallhof’unun dış duvarı.

Ayrıca bu dilenci(sokak sanatçısı diyelim) ile köpeği de en az 5 yıldır oradaymış.

Dresden bu kadar tarihi bir şehirken pek çok müzesi olduğunu da söylemeden geçmeyelim. En önemlileri arasında

Albertinum: Modern Sanat Müzesi

Dresden Transport Müzesi: Pek çok tarihi araç ve araba yer alıyor.

Dresden Askeri Müzesi: Savaşların askerler üzerine psikolojik ve sosyolojik etkilerini de anlatan ilginç bir müze

Panometer: 1750lerin Dresden’ine panaromik bir bakışla dönüyorsunuz.

ve Hygiene Museum yer alıyor.

Hemen her nehirli şehirde olduğu gibi Dresden’i de Elbe nehri üzerinde tekne ile gezebilirsiniz.

TheatrePlatz ve Semper Opera Binası : Ortasında August ile at heykeli olan meydan. August heybetli görünümü nedeniyle “Güçlü August, Sakson Herkülü veya Demir El” gibi lakaplarla anılırmış. Gücünü göstermek için arada at nalını eliyle kırarak gösteriler yaparmış.

Dresden bu tarihi yapıları içeren Altstadt ve yeni yapısıyla Neustadt‘ı içeriyor. Elbe nehrinin karşısına geçip biraz içerilere daldığınızda işte yeni şehirdesiniz. Yine yürüme mesafesinde diyebileceğimiz(sadece 2 km) Kunsthofpassage farklı grafitti ve ev yapılarıyla dikkat çekiyor. Bu bölgedeki renkli kafelerde takılabilirsiniz.

Ve Dresden’e kadar gelmişken sadece 13 km mesafedeki Moritzburg Sarayı’nı da görmeden olmaz.

Moritzburg Sarayı; Artifisyal simetrik bir ada üzerinde barok mimari tarzında yapılmış bir su sarayı. O zamanlar dronum olmadığı için (tamam hala yok, fakirim ben 🙁 )  sarayı tepeden fotoğraflayamamış olsam da tepeden çekilmiş fotoğraflarına baktığınızda muhtemelen etkileneceksiniz ve neden Avrupa’nın en güzel saraylarından biri olarak adlandırıldığını anlayacaksınız. Dük Moritz o zamanlar buralarda avlanmayı sevdiğinden, bu kale 1542-46 yılları arasında inşa edilmiş.

Yine bu kalenin önünde Saksonya’nın tek deniz feneri bulunmakta. Buranın hikayesi de Türklere dayanıyor. Eğer tanırsanız Çeşme kalesi’ni anlatan bir imitasyon eser mevcut.

Benim Dresden hakkında görüp bildiklerim bu kadar. Ek önerileri olanlar yorum olarak yazarlarsa seviniriz.

0 Yorum

Bir İçerik Gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir