Bir Sayfa Seçin

Wilhelm Tell’in Peşinden; Luzern

Luzern; Zürih’in 50 km güneyinde 75000 nüfuslu küçük bir şehir, buna rağmen gerek tarihi yapısı, gerekse de dağ, göl ve nehirle çevrili coğrafi konumu nedeniyle İsviçre’nin en turistik destinasyonlarından.

Luzern denilince akla gelen ilk kişi Wilhelm Tell oluyor. Wilhelm Tell;14. yy’da yaşadığına inanılan bir kahraman. İnanılan diyorum çünkü yaşadığına ait kesin bir kanıt yok. Bazen halkın millet bilincini ve birliğini korumak için devletler tarafından masal kahramanları yaratıldığı biliniyor. Wilhelm Tell’in gereçekliğinden emin olamasak da hikayesi şöyle;

14. yy başlarında İsviçre’nin Avusturyalı Valisi Gessler; düklük şapkasını Altdrof meydanında bir direğe astırır ve gelen geçenin şapkaya selam vermesini ister. Tell ise şapkaya selam vermeyince tutuklanır. Tell’in okçuluk maharetini duyan Gessler ise Tell’in oğlunun başına bir elma koyar ve elmayı vurursa oğlunu ve kendisini affedeceğini söyler. Tell; oğlunun başındaki elmayı vurup ikiye bölerek oğlunu kurtarır. Neden iki oku olduğu sorulunca “oğlumu vursaydım, Gessler’i de vuracaktım” der. Bunun üzerine tekrar tutuklanıp Küssnacht zindanlarına gönderilir. Gemiyle nakledilirken bir fırtınadan yararlanan Tell kurtulur ve Gessler’i öldürür. Bu olay İsviçrelilerin Viyana’ya karşı ayaklanmalarının başlangıcı olarak bilinir.

Luzern bir günde gezebileceğiniz kadar küçük bir şehir. Zürih’te kalıyorsanız trenle yaklaşık 1 saatlik bir yolcululukla Luzern’e varabilirsiniz. 45 dk ve 58 dakikalık iki ayrı tren seçeneği mevcut. Fiyatlar da 2. sınıf için 15- 25 euro arası değişiyor. Luzern’e arabayla gelmek de mümkün fakat şehir küçük olduğu için şehrin girişinde trafik problemi olabiliyor.

Luzern’e en yakın havaalanı ise 70 km mesafedeki Zürih Havaalanı.

Kappelbrücke(Şapel Köprüsü): Luzern’in sembolü Reiss nehri üzerine kurulu bu köprü 1333 yılında yapılmış. Köprü nehrin üzerinden çapraz olarak geçtiği için doya doya manzarayı fotoğraflayabiliyorsunuz. Köprünün hemen yanındaki sekizgen biçimdeki Wasserturm(Su Kulesi) de zamanında şehrin surlarının bir parçasıymış, arşiv, hapishane ve kütüphane olarak kullanılmış. 204 metre uzunluğundaki ahşap kapalı köprü sadece yaya kullanımına açık ve yürürken tavan bölümünde İsviçre tarihiyle ilgili yazılar ve resimleri görüyorsunuz.

Nehir boyunca pek çok köprüye rastlıyorsunuz. Köprülerin arkasında gördüğünüz beyaz şato; Gutsch şatosu, 1888’de tüm masal şatolarına ilham olan Neuschwansteindan esinlenerek yapılmış. Otel ve restoran olarak kullanılan bu şato panaromik Luzern manzarası sunuyor.

Bahnhofstrasse’den ara sokaklara daldığınızda meydanlar görüyorsunuz. Bunlardan Franziskanerplatz aynı isimde gotik tarzdaki kiliseye ve çeşmeye ev sahipliği yapıyor. Biraz ilerdeki Jesuitenkirsche ise barok mimarisiyle yapılmış ve içi de dışı da görenleri etkileyecek güzellikte.

 

Bu yakada görebileceğiniz bir diğer yer ise Natur-Museum. Salı-Pazar günleri açık olan bu müzenin giriş fiyatı çocuklar için 3, erişkinler için ise 8 CHF.(28 TL) Ben girmedim ama özellikle çocukların ilgisini çekecek aktiviteler varmış.

Karşı yakaya geçtiğinizde ise Museggmauer(Musegg Duvarı) görülecek yerlerin başında geliyor.14. yy’da Luzern şehrini korumak amacıyla 9 kulesiyle beraber yapılmış bu duvar gayet iyi korunmuş. 4 tane kulesi (Mannliturm, Luegislandturm, Wachtturm, Zeitturm) ve duvar halka açık ve ücretsiz. Buradan şehrin harika karelerini yakalamanız mümkün. Zeitturm’daki saat kulesi ise şehrin diğer saatlerinden hep 1 dakika erken çalıyor olmasıyla biliniyor.

Şehrin eski şehir olan bu yakasında renkli resimlerle donatılmış duvarları ve hatta çeşmeleri dikkatinizi çekiyor. Kappelbrucke’nin hemen çıkışındaki St. Peters Şapeli ve Matthauskirche karşı yakadaki kiliselerle yarışamıyor.

Bu bölgedeki popüler yerlerden birisi de Löwendenkmal(Yaralı Aslan Heykeli): 1820-21 yılları arasında Bertel Thorvaldsen tarafından kaya oyularak yapılmış bu heykel Mark Twain tarafından Dünya’nın en üzücü heykellerinden biri olarak tanımlanmış. Heykel Fransız devrimi sırasında ölen askerlerin anısına yapılmış. Heykelin hemen arkasında yer alan Gletschergarten özellikle çocukların ve dağları sevenlerin dikkatini çekecek özellikte. Heykelin nehre bakan yönündeki Alpineum Museum ise 6 CHF’ı pek hak etmiyor gibi görünüyor.

Verkehrsaus der Schweiz (İsviçre Transport Müzesi): Görülecek pek çok ulaşım aracıyla neredeyse yarım gününüzü ayırabileceğiniz bu müze şehir merkezine 2 km uzaklıkta. 30 CHF giriş ücreti(110 TL) maalesef bütçeyi zorlasa da müze severlerin karşılığını aldığı bir müze oluyor.

İsviçreliler deniz olmadığından mütevellit biraz güneşi görünce kendilerini göl ve çevresi parklara atarlar. Yaz aylarında Luzern gölü ve plajı Ufschötti iş çıkışı kendini sahile atmış insanlarla dolarken kış aylarında da turistlerin uğrak yerlerinden.

Luzern gölünde bir diğer yapabileceğiniz aktivite ise gemi turları.

Özellikle yaz aylarına denk geldiyseniz İsviçre’nin çok sevdiğimiz Alplerini ve yeşil dokusunu merak edenler için nefis bir tur; Rigi dağı turu. Ben Pilatus dağına gittiğim için bu tura katılmadım ama vakti ve nakti olanlar için alternatifler arasında.

Tur şu şekilde; Lucern’den buharlı gemiyle Vitznau’ya geliyorsunuz. Oradan da trenle Rigi’ye ve teleferikle Weggis’e geliyorsunuz. Bu turda size seçtiğiniz pakete göre 2-5 saatlik serbest zaman veriliyor.

Luzern’de yapılacak en önemli aktivitelerden biri de Pilatus dağı turuna katılmak. Pilatus dağı için değişen tur seçenekleri mevcut. Altın paket 106 gümüş paket de 83 CHF civarında.

Benim önerim sabah 08:30’da başlayan Pilatus turuna katılıp öğlen 12:30 civarında tekrar Luzern’e gelip (çünkü altın paket 4 saat sürüyor) günün geri kalanını da Luzern’i gezerek geçirmeniz. Eğer ciddi müze merağınız yoksa bu süre gayet yeterli. Tabii bir gün konaklamak da tercihler arasında ama İsviçre gibi pahalı bir ülkede görülecek yerleri iyi programlayıp hızlıca bitirmekte fayda var.

Pilatus; yani Ejderha Dağı, deniz seviyesinden 2132 metre yukarıda. Size Alp dağları tadını ve Luzern gölü manzarasını fazlasıyla veren bu dağa kendi imkanlarınızla da gidebilirsiniz. Aslında bu gümüş tur demek oluyor çünkü bütün yolculuğu trenle yapıyorsunuz. Luzern’den Alpnachstad istasyonuna 20 dakikada 5-8 CHF karşılığı geliyorsunuz ve buradan bir aktarma yaparak Pilatusbahnla Pilatus Klum‘a geliyorsunuz. Gidiş dönüş bilet ile 72 CHF tutuyor. Interrail biletinize indirim var.

Altın turda ise Luzern’den otobüsle Kriens’e geliyorsunuz. Buradan gondolla(nehirde yüzmüyor yine uçan bişiler) Frankmüntegg’e oradan da teleferikle Dragon Ride yaparak Pilatus dağına geliyorsunuz. Yarım saat kadar manzaranın tadını çıkardıktan sonra meşhur trenle Alpnachstadt’a inip botla Luzern’e geliyorsunuz. İki tur arasında 10 CHF kadar fark var. Tamam günümüz koşullarında az para değil(35 TL) ama asıl fark birinde hemen her çeşit ulaşım aracının tadına bakıyorsunuz, diğerinde ise tepede dilediğiniz kadar zaman geçiriyorsunuz. Karar sizin.

Ve tabi hiking severler sizi de unutmadık, bu dağa tırmanma gibi bir niyetiniz varsa, 5 farklı tırmanış yolundan birini seçebilirsiniz

Size verebileceğim en önemli tavsiye ise hangi mevsimde olursanız olun mutlaka yanınıza kalın kıyafetler almayı ihmal etmeyin.

Meşhur tren dedik onu da anlatmadan geçmeyelim; Pilatus treni dünyadaki en dik eğimle giden dişli tren. 45 derecelik eğimle Pilatus dağına kıvrılarak yol alıyor veya aşağı iniyorsunuz. Bazen yoğun kar yağışından dolayı seferler iptal olabiliyor o zaman da teleferik yoluyla yine çıkabilirsiniz(tabi o şartlarda havada sallanmaktan korkmazsanız)

Sadece yaz döneminde bu dağda çeşitli aktiviteler de var. Biraz eğlence ve aksiyon arıyorsanız ailenizle birlikte Toboggan kızağıyla kayabilir veya halat aktivitelerine katılabilirsiniz.

Ve bir gün daha sonlanıyor. Luzern’e veda ediyoruz çünkü Heidi’yi dağlar bekliyor.

0 Yorum

Bir İçerik Gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir