Münih’te Kısa Bir Mola

Türk fimlerinde Almanya hep acı vatan diye anlatıldığından belki, yıllarca Almanya denilince aklıma hep karanlık bir görüntü gelirdi. Malum gurbet zor, biz ise gezmeciyiz. Daha önce Almanya’da bir iki şehri de kısaca gezme imkanım olmuştu ama Güney Almanya gerek doğası ve yeşil görüntüsü gerek eğlenceli festivaliyle aklımdaki tabloyu tamamen değiştirdi.

Daha önce de bahsettiğim gibi turistlerin Münih’ e geliş sebebi genellikle Oktoberfest, gelmişken Münih ve çevresini de gezmek isterseniz gezinize en az iki ya da üç gün eklemeniz gerekir.

Avrupa’da çoğu kentte olduğu gibi Münih’te de bir şehir merkezi var. Marienplatz denilen bu alana gitmek için her zamanki gibi yine yürümeyi seçiyorum. İlk karşıma çıkan yapı Siegestor. Bu kapı 1852 yılında Bavaryan ordusu için yapılmış, bugün ise barışı simgeliyor. Tarihi merkeze ilerlerken yolun her iki tarafında Almanya’nın en büyük ikinci üniversitesi olan Ludwig Maximilian Üniversitesi’nin fakülte binaları ve kütüphane karşımıza çıkıyor.

 

Marienplatz’a geldiğinizde bir tarafınızda yeni belediye binasını karşısında da St. Peter kilisesini görüyorsunuz. Her ikisinin de kulesine çıkılıp şehri seyredilebilirsiniz.

St. peter Kilisesi kulesine çıkış 2 Euro, dar ve dik merdivenlerden ortalama 300 basamak çıkarak tepeye varıyorsunuz. Zor olduğunu itiraf etmeliyim, benim bu kuleyi tercih etmemin sebebi belediye binasındaki gösteriyi izlemekti. Glockenspiel Prag’dakinin aksine beklediğinize değiyor, çünkü neredeyse 15 dakikalık bir gösteri var. Ama aşağıdan mı izlenmeli, yukarıdan mı derseniz, yukarıdan mesafe bana uzak geldi,aşağısı ise kalabalık kararınızı siz verin. Bu arada kulenin de bazen kalabalık olabileceği ve o yöne bakan alanın kısıtlı olduğunu da unutmayın. Ha bir de kışın sadece 11.00’de yazın ise buna ek olarak 12 ve 5’de izleyebileceğinizi unutmayın. Ne kadar şanslıyım tam saatinde orada olmuşum.

Glockenspiel 2 katlı raylı bir sistemin üzerine kurulmuş kuklalarla yapılan çan kulesi gösterisi. Üst katta Bavarya Dükü Vılhelm 5 ile eşinin evlilik hikayesi anlatılıyor ve bu çiftin şerefine bir mızrak dövüşü yapılıyor. Üst kat bitince alt kat devreye giriyor, burada ise geleneksel bir Alman dansı var. Bu dans 1517’de Almanya’da veba salgını olması üzerine bir grubun halka moral vermek amacıyla yarattığı bir dans ve bazı geleneksel festivallerde sergileniyor. Gösteri biraz uzun, bir de aynı kuklalar dönüp duruyor, sonunda da bir horoz ötüyor, yani 5-6 dakikaya indirseler sanki daha tadında olacak gibi.

 

 

Yeni Belediye Binasındaki(Neues Rathaus) işçilik görülmeye değer, neyse ki bu binanın kulesine çıkmak için bir asansör yapmışlar ve turistlerin büyük bölümü bu kulede.

Marienplatz aynı zamanda alışveriş caddelerinin kesişme noktası, isterseniz alışveriş yapabilir, bu bölgedeki cafelerden birinde kahve veya biranızı yudumlayabilirsiniz.

Yine bu çevrede Eski Belediye Binası da var. 2. dünya savaşı sırasında bombalanan belediye binasının yerine yenisi inşa edilmiş. Bu yüzden eskisi yenisinden daha yeni duruyor, çünkü o daha yeni, kafanız mı karıştı, e görünce ne demek istediğimi anlarsınız.

Frauenkirsche de hemen arkada gördüğünüz ikiz kubbesi olan katedral. Neyse ki Münih’te şehir merkezinde 99 metrenin üzerinde bina yapılması yasak ve bütün kuleleri ve kubbeleri rahatlıkla görebiliyoruz.

 

Çok kilise meraklısı biri olmadığımı bilirsiniz, zaten bir ülkedeki tüm kiliseleri gezmeye kalksak başka birşey yapmaya fırsat kalmaz, ama şimdi size bahsedeceğim kiliseyi görmenizi tavsiye ederim, belki de ben doğayı ve yeşili çok sevdiğimden bu kiliseye bayıldım. Heiliggeistkirche içerisindeki Adem’in bahçesi ile ziyaretçilerini büyülüyor. Marienplatz’ da St. Peterskirsche’nin hemen arkasında bulunan bu kilise de bu alanın görülmesi gerekenlerinden.

Meydandaki aslan heykellerine sırayla dokunursanız şans getiriyormuş, bilmem artık…

Bu tarihi meydandan ayrılarak Maximilianstrasse de dolaşabilir, isterseniz alışveriş yapabilir ve caddenin sonuna kadar yürürseniz Isar nehrine gelirsiniz. Derenin üzerine kurulu Maximiliansbrücke den geçerek Maximilianeum‘a ulaşırsınız.

Maximilianeum 1857’de yetenekli öğrenciler için bir ev olarak tasarlanmış ve 1949’dan beri parlementoya ev sahipliği yapıyor.

Herşeyin adı Maximilian olunca akıllara doğal olarak kim bu Maximilian diye bir soru da gelmiyor değil. Habsburg Hanedanından 1. Maximilian kendisi Kutsal Roma İmparatorudur, 1493’te babasının ölümüyle tahta geçmiş ve 26 yıl ölene kadar hüküm sürmüş başarılı bir imparatordur.

Herşeyi var bir de parkı olsun demişler. Isar nehrinin içindeki küçük adacıktaki parka da Maximilian Park demişler ve ortasındaki havuzdaki heykel ise Friedensengel var. Yani barış meleği…

Bu kadar gezdikten sonra meşhur bira bahçelerinden birine uğramak gerekir. Biergarten‘ın orijininin Münih olduğu düşünülürse bira sevmeseniz de konsepti görmek açısından Münih listesinde olması gerekenlerden diye düşünüyorum.

Englischer Garten( zaten hiç anlamam neden Paris’e Lüksemburg, Münih’e İngiliz bahçesi yaparlar ama) 3.7 kilometrekarelik bir alana yayılan içerisinde Çin kulesi, Monepteros gibi çeşitli yapılar bulunduran güzel bir bahçe. Ben gibi doğaseverlerin hele de sonbaharın renklerine bürünmüşken bu bahçeyi görmesinde kesinlikle fayda var.

Chinese Tower bira bahçesi nedeniyle daha ünlü olsa da bence Monepteros tapınağına kesinlikle gidilmeli. Bir yunan tapınağını andıran bu yapıt değil burayı önemli kılan. Chinese Tower’da biralarını yudumlayan kalabalığın gürültüsünden uzaklaşıp sizden önce kimsenin keşfetmediğini sandığınız bu bölgeye gelince merdivenleri tırmandığınızda hatırı sayılır bir kalabalığın da burayı keşfettiğini ama hepsinin yönünü bir yere çevirdiğini görüyorsunuz. Siz de aynı yöne baktığınızda gördüğünüz manzara muhteşem. Marienplatz’da gördüğünüz tüm yapılar, kubbeler, kuleler aydınlatılmış ve günbatımıyla birlikte tadına doyamayacağınız bir manzara sunuyor. İşte lokal arkadaşın faydaları, çünkü bu gizli hazineye hiçbir blogda rastlamamıştım ve muhtemelen bu tadı almadan dönecektim.

 

Münih’te size son bahsedeceğim yer ise Olympiapark. Özellikle çocuklu aileler için eğlence kaynağı bu büyük parkta yürüyebilir, koşabilir, çimlere uzanabilir, tırmanma aktivitelerine katılabilir, gölde sandal turu yapabilirsiniz. Çocuklar için eğlence merkezleri, konserler, buz pateni, size sadece seçmek kalıyor….

Olympiaturm(Olympia Kulesi) ise 290 m yüksekliğiyle kuleye çıktığınızda size Alplere kadar uzanan bir görüntü veriyor. Hala kulelere çıkmaya doymadıysanız, şehri bir de buradan izleyebilirsiniz.

 

Eğer müzelere ilginiz varsa Deutsche Museum, Nymphenburg Sarayı, BMW Müzesi, Münich Residenz, Viktualienmarkt ve Hellabrunn Hayvanat Bahçesi gezilebilecek diğer yerler. Keyifle kalın.

0 Yorum

Bir İçerik Gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir