Bir Sayfa Seçin

Gök Mavi Kıyılarda: Nice

Türkiye’de bazı tatil yörelerinde en güzel koyların çoğu özel şirketler tarafından parsellenmiş oluşu, sadece kumsala girebilmek için kapıda 100-150 Tl ödenmesi, sabahın köründe bile gitseniz, bütün plaj boşsa bile “yok buraya oturamazsınız, şurada uzanamazsınız” uygulamaları içtiğiniz bir sodanın, biranın, yediğiniz yemeğin değerinin beş katı fiyata oluşu, otelcilerin yılın 10 ayının intikamını 2 ayda alma çabaları beni uzun zaman önceTürkiye’de plaj tatili yapmaktan soğuttu. Sonunda da girdiğiniz deniz Çeşme’nin rüzgarlı Aya Yorgi’si, Bodrum’un taşlı plajı. (Hala çok turistik olmamış, yerel halkın işlettiği bir takım şirin koylara ben de severek gidiyorum)  Yaz ayında plaj tatili planlıyorsam; “giderim Avrupa’ya, sererim havlumu istediğim yerde plaja, içerim 1 euroya biramı derdim. Fakat son yıllarda Euro paritesindeki artış nedeniyle bu fikir eskisi kadar ekonomik olmayabilir ama hala daha huzurlu ve rahat olduğu kesin. (Her ne kadar Türk turizmciler bu yazdıklarıma kızacak olsa da tatilcilerin hissettiği bu) Gerçek şu ki ben artık yazın tatil yapmıyorum. Karınca gibi yazın çalışıp kışın Asya’nın güzel adalarından birine gidip hem çok daha ekonomik, hem daha temiz, el değmemiş muhteşem denizlerinde yüzmeyi tercih ediyorum. Bkz. Boracay , Bali, Ko Samet.

Yıllar önce bir bayram tatilinde yine bir yerlere gidiyorum, uçağım düştü(tamam abartmayı seviyorum), düşmedi de motoru bozulunca biz de Amsterdam’a acil iniş yaptık, bir grup Türk’e Schiphol Havaalanında (malum orası ayrı bir dünya) rehberlik hizmeti verdim. Bunlar Nice’e tatile gidiyorlar diye havaları binbeşyüz, dedim herhalde çok sosyetik bir şehir.

Neyse efendim şu Nice’te tatil merağı o zaman bilinçaltıma yerleşmiş ki bir gün Marseille’e bilet alacakken yanlışlıkla Nice’e alıvermişim. (Oluyor böyle şeyler gezginlik hayatında) E, o kadar yol gelmişim, bir arkadaşa bakıp çıkmayayım, braz da kalayım derken Nice’in altını üstüne getirdim tabii ki…

Efendim, en baştan söyleyeyim, Nice öyle sosyete mekanı falan değil, yani bizim Bodrum gibi bir lahmacun ayran 65 Tl değil, zaten öyle ahım şahım plajları da yok, ama gel gör ki zavallı Fransız, Alman, efendime söyleyeyim İsviçreli bilim adamı nerede denize girecek, geliyor Fransa’nın güneyine; Cannes, Nice, Saint Tropez(bak işte yüksek sosyete tam burada)

 

Nice Cote d’azur havaalanı şehrin yaklaşık 8 km dışında yer almakta. Havaalanından Nice’e gelmek için 98 nolu otobüse binerek Nice şehir merkezine veya 99 nolu otobüsle Nice tren istasyonuna gelebilirsiniz. Bu havaalanı otobüsü Nice otobüslerine göre biraz pahalı; 6 Euro.

Bir otobüse 6 Euro mu verecem derseniz hemen 23 nolu otobüs durakları levhalarını izleyin veya Prom. des Anglais’e ilerleyin, Promenenade durağını bulursanız buradan 23,52 veya 70 nolu otobüslerle 1.5 Euro’ya şehir merkezine inmeniz mümkün.

Uber 20 Euro, taxi ise 35 Euro civarında tutuyor.

 

Nice’de nerede kalınır derseniz her yerde kalabilirsiniz ama benim tavsiyem eski şehir yani tren istasyonu ile deniz arasında kalan otellerden birinde konaklamanız olur, böylece otobüs durakları, tren istasyonu, plaj, restoran, kafeler, çarşı pazar hepsi ayağınızın altında olmuş olur.

Nice’de araba kiralamak gerekir mi derseniz bence gerek yok, çünkü Nice’den Fransa’nın tüm sahil şeridine ulaşmak çok kolay ve çok ucuz.

Nice’de görülebilecek yerler;

Nice Kathedrali: 1060 yılında St. Reperate’e ait emanetler Nice’e varmasından sonra onun adına yapılmış şapelin yerine bu kilisenin yapılmasına karar verilmiş. 1650-99 yılları arasında yapılmış olan Barok tarzında katedral.

Notre Dame de Nice: 1864’te Nice’in İtalya’dan Fransa’ya geçmesiyle şehrin artık bir Fransız şehri olduğunu belirtmek için yapılmış çünkü o zamanlarda gotik stil Fransa’nın karakteristik yapısıymış.

Le Parc de la Colline du Chataeu: Afilli ismine bakınca çok birşey beklemeyin, bu Nice manzarasını izleyeceğiniz bir teras. Asansörle de merdivenle de tepeye çıkabiliyorsunuz, merdivenler biraz fazla, asansör ücretsiz, tercihinizi siz yapın. Hemen girişinde bir anıt mevcut.

Açık konuşmak gerekirse bir çılgınlık yapıp Nice’e tarihi eser veya müze görmeye gelmeyeceğinizi düşünerek, asıl niyetinizin plaj tatili olduğunu düşünüyor ve Nice’in en iyi plajları listesine geçiyorum. Çünkü tarihi eser ben de görmedim. Kimse de “aa, bak şunu mutlaka görmelisin” demedi.

Eğer “buraya kadar gelmişim, hiç bir yere kıpırdayamam” diyorsanız, hemen Nice merkezinin önündeki(Anglais) plaj Neptune Plajı. Deniz güzel ve temiz ama plaj küçük çakıl. Giriş ücretsiz ve muhtemelen otelinize yürüme mesafesinde. Ben beğendim mi, hayır.

Güzel bir plaj istiyorsanız üşenmeyeceksiniz kalkacaksınız otobüse ya da trene binip kendinize yeni bir lokasyon arayacaksınız.

Cannes, Antibes/Juan les Pins, Ville Franche sur Mer, Beaulieu sur Mer/Cap Ferrat seçenekleriniz arasında.  Vaktiniz varsa hepsini deneyin derim. Arabanız varsa işiniz zaten kolay ama ben size aracınız yoksa bu plajlara nasıl ulaşacağınızı anlatayım.

Trenle gitmeye karar verdiyseniz Ville Franche sur Mer, Beaulieu sur Mer, St Jean Cap Ferrat plajları için Menton yönüne bilet almanız gerekiyor, zaten bu plajların hepsinin kendi adına istasyonları var.

Diğer seçeneğiniz ise otobüs. Nice limanından kalkan 100 numaralı Menton otobüsüne binerseniz 1.5 Euro(şöförden bileti alabiliyorsunuz) vererek istediğiniz plajlara gidebiliyorsunuz.  En iyi alternatif otobüsle gidip trenle dönmek çünkü son otobüs 20:00 civarında ve genellikle dolu olduğu için durmayabiliyorlar. Tren de az kalabalık değil onu da söyleyeyim.

Tam tersi Cannes yönündeki plajlardan birine gitmek isterseniz ise Rue Verdun’dan kalkan 200 nolu otobüsle yine 1.5 Euro’ya gidebilirsiniz.

Hangisi derseniz ne arıyorsunuz diye sormam lazım, otobüsle geçerken bile Ville Franche’in manzarası sizi büyülüyor kendinizi dışarı atıyorsunuz, fakat küçücük plaja yüzlerce kişinin doluştuğunu görünce canınız sıkılabiliyor, beyaz kumlu plaj derseniz Cannes’a kadar gitmeniz gerekebiliyor, eğer yüzlerce basamak inmekten bıkmaz iseniz; Plage Mala, size saklı bir cennet bulduğunuzu düşündürüyor. tüm bu güzel plajlara rağmen denizin renginin en güzel olduğu yerin de özel çakıllarından dolayı Nice olduğu söyleniyor.

Plajda ücret konusuna gelince saydığımız bütün bu plajlara giriş ücretsiz. Havlunuzu serip güneşlenebilirsiniz. Eğer şemsiye veya sandalye kiralamak isterseniz bunlara ücret ödüyorsunuz. “Ben çok havalıyım, param çok, hiç özel plaj yok mu” derseniz tabii ki var, mesela Castel Plage veya Blue Beach özel plajların en iyi örneklerinden. Özellikle Blue Beach bu bölgedeki prestijli otellerinden ve yemeklerinden dolayı gastro plaj olarak da adlandırılıyor. Ayrıca bu plajda havuz ve trambolin de var. Bunun yanında bazı restoranların veya beach clubların da özel plajları var.

Yani öyle ya da böyle bir şekilde size uyan bir plaj bulursunuz. Sadece plaj tatili için Cote D’azur tercih edilir mi derseniz,”eh, çaresizseniz” derim.

French Riviera yani Cote d’azur Türkçe’de gökmavi kıyı anlamına geliyor. Menton’dan Toulon veya St Tropez’e kadar uzanan kıyılar bu adı alıyor. Her ne kadar sadece plaj tatili için buraya gelinmeyeceğini düşünsem de birkaç yandaş gezi ile bu gökmavi kıyılarda muhteşem manzaralar yakalayabilirsiniz. Nice’e gelmişken Monaco, Eze, Menton ve Grasse’ye günlük geziler düzenleyebilirsiniz.

Nice eski şehir merkezi; dar sokakları bu sokaklara yerleşmiş küçük cafeleri ile tam bir yazlık kent. Çoğu kişinin aksine ben Fransızları her zaman sempatik bulmuşumdur ama Cote d’azur’da Akdeniz sıcaklığını fazlasıyla hissediyorsunuz. Geçmişte İtalya’ya ait olan bu şehrin sakinleri İtalyan kanı taşıdıklarından mıdır, yılın 300 günü güneşi gördüklerinden midir bilinmez ama karşılaştığınız her insan samimi, sıcak, esprili ve girişken.

 

 

Anlatmadan geçemeyeceğim bir anı; UEFA final gecesi Nice’de sokaklar tıklım tıklım, polis her yerde güvenlik önlemi almış, her yer Fransız bayrağı, sokaktan geçerken herkesi boyayıp bayrak dağıtmışlar, biz de nasibimizi almışız, merkezde bir parka dev ekrana maç yansıtılıyor, biz de bir restoranda hem yemek yiyor hem maçı izliyoruz, maçın uzatmaları, Fransa 0-Portekiz 0, heyecan dorukta, ve Portekiz’in golü geliyor. Tüm o kalabalığın ortasından tek bir adam korkusuzca nidalar atıyor, Portekiz bayrağını kaldırıp sallıyor, ben diyorum ha dayak yedi ha yiyecek, maç bitiyor, bizim Portekizli sevinç gösterilerine devam ediyor, ben gözümü ona dikmişim, hadi git oğlum buralardan diyorum içimden. Tek bir kişi saygısızlık etmiyor, bütün Nice hüzünlü, sessiz ama ne bir kavga, ne karmaşa herkes sessizce dağılıyor. Medeniyet bu olmalı diyorum. Şaşkınlığıma şaşıran arkadaşlar, “noldu ki” diyorlar, hiç diyorum, şimdi bizim ülkede olsaydı diyemiyorum tabi….

Tabi bizim ülkenin de mutfağı güzel 🙂 ama Cote d’azur mutfağından da bahsedelim. Ratatuy(Ratatoille) Nice’e özgü bir yemek. Sebzelerin sıra sıra dizilip fırınlanmasıyla oluşmuş sağlıklı ve lezzetli bir vejetaryan yemek. Raviolis a la daube; şarapta pişmiş biftek ve daube sosuyla ikram edilen bir ravioli. Aperatiflerden ançuez soslu Tapenade de denenmesi gereken lezzetlerden.

Tatlı olarak nugat çok populerken daha çok St.Tropeze özgü Tarte Tropezienne ise bir zamanlar Tanrı Kadını Yarattı filmi çekilirken Briggite Bardot’un burada en sevdiği tatlı imiş.

Ve Fransa’da içecek denilince tabii ki şarap en ön sıralarda yer tutarken Pastis ise anason aromalı bir likör ve çok seviliyor.

Benim size Nice ve Cote d’azur hakkında anlatacaklarım bu kadar. Maviyle kalın.

Nice kıyılarından tatilinize devam etmek istiyorsanız mutlaka EzeMonaco ,Aix yazılarımı da okumalısınız.

0 Yorum

Bir İçerik Gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir