Bir Sayfa Seçin

Bir Haftasonu Kaçamağı; Oktoberfest

Oktoberfest Avrupa’nın hatta Dünya’nın en büyük festivallerinden biri. Dünyanın her yerinden ortalama 6 milyon insan her yıl 1.5 milyon nüfuslu Münih şehrine bu festival için geliyor. Ortalama 16 gün süren bu festival Eylül ayının son haftalarında başlıyor, Ekim ayının ilk ilk günlerinde(16 Eylül-2 ekim gibi) sonlanıyor. Büyük çoğunluğu Eylül’de olmasına rağmen adı neden Oktoberfest bilen beri gelsin 🙂 Festival için bu dönemde hafta içi de dahil her gün gidilse de en güzel ve en kalabalık günün Cumartesi olduğunu söylemek mümkün. İlk haftanın daha yoğun olduğu söylendiği için Almanlar’ın tavsiyesi son haftasonunu değerlendirmeniz.

 

Oktoberfest’e yıllardır gitmek benim de hayallerimden biriydi. Sonuçta insan nasıl bir festival ki dünyanın her yerinden insanlar akın ediyor diye merak ediyor. Parti sever bir insan değilseniz bile gidince namını fazlasıyla hakettiğini görüyorsunuz.

Gidince demişken hemen buraya nasıl gideceğinizin de bilgisini vereyim. Eğer Hauptbahnhof yani ana istasyondaysanız(başka bir şehirden geldiniz vs) Theresienwiese 1 km kadar uzaklıkta ister yürüyebilir, isterseniz metro ile U4-U5 hatlarından birini kullanarak metro ile gidip Theresienwiese durağında inebilirsiniz.(sadece bir durak) Şehir içi tren(S bahn) kullanacak iseniz Hackerbrücke istasyonuna giden trenlerden birine binmeniz gerekiyor. Hatların hemen çoğu buradan geçtiği için tek yapmanız gereken bu durağın adını kontrol etmek. Zaten tipik Bavaryan kıyafetiyle dolaşan insanları takip ederseniz yolu bulursunuz.

Oktoberfest biraz pahalı bir etkinlik. Almanya gibi pek çok şeyin ucuz olduğu bir ülkede bu festivalde 1 lt biranın 10 -12 Euro olması Almanları da turistleri de üzüyor. Yine bu dönemde konaklama ve ulaşım fiyatları da bayağı bir artıyor, pek çok turist de Münih’e trenle yarım saat uzaklıktaki daha küçük bölgelerde konaklayarak bütçelerini kontrol edebiliyor.

2016 yılı için konuşacak olursak Suriyeli göçmenler, birkaç ay önce patlayan bomba ve fiyatların pahalılığı yüzünden bu yıl etkinliğe katılım sayısının bayağı düştüğü gözlense de bence yine de çok kalabalıktı.

Festivalin tarihçesi ise şöyle; 12 Ekim 1810’da 1. Ludwig ile Prenses Therasa’nın evlenmesi üzerine halk şehrin kapılarına eğlenmek üzere davet edilmiş ve bu eğlence bir gelenek haline dönüşmüş. Festivalin kurulduğu alana da prensesin ismi şerefine Theresienwiese deniliyor. Her yıl festivalin ilk günü öğlen Münih belediye başkanının bir bira fıçısına çeşme çakması ve “O’zapft is” demesiyle başlıyor. Ortalama 7-8 milyon litre bira bu etkinlik süresince tüketiliyor.

Festival deyince aklınıza sadece müzik ve dans gelmesin, bu festivalde herşey var, her türlü fast food, atıştırmalıklar, hediye dükkanları, giriş kapısının sol tarafı ise eğlence ve aksiyon parkına ayrılmış. Dev roller coasterlar, korku tünelleri, dönme dolap ne ararsanız var. Sağ tarafta da meşhur bira çadırları var. Oktoberfest’te asıl eğlence bu çadırların içinde, çünkü çadırların dışında müzik ve oturacak yer pek yok ve herkes çadırlara girmek istiyor. Çadırlara girişte kural da erken gidip yer kapmak. Tabii bir diğer seçenek de paraya kıyıp rezervasyon yapmak, çadır rezervasyonları ise 6 ay önceden başlıyor.

 

Ben her ikisini de yapmadığım halde çadıra girebildim, bu biraz şansınıza, biraz da saate kalmış. Çünkü festival öğle saatlerinde başlıyor 23.00 gibi sonlanıyor. Çadırların her birinin müdavimleri ve biraları farklı, içeride belirli kapasiteye ulaşıldığında kapılar kapanıyor, o çadıra girmek için bundan sonra tek şansınız içeriden birilerinin çıkmasını beklemek. Eğer festivale geç giderseniz ya da sabırlı olursanız 22.00’da çadırlar boşalmaya başlayınca içeri girebilirsiniz.

Ben yüksek sesli müzik ve kalabalıktan dolayı çadır içini çok sevmedim, dışarıdaki banklarda 1 litrelik bardaktaki biramı yudumlarken, dünyanın her yerinden gelmiş diğer turistler ve lokallerle sohbet etmek bana daha çok keyif verdi. Her zaman yer bulabileceğiniz Weinzelt çadırı var ama bu da şarap çadırı, ne kadar ilginizi çeker bilmem.

Ve festivalin en önemli kısmı tabii ki kıyafetler. Kadınlar için drindl erkekler için lederhose denilen bu geleneksel kıyafetlerden edinmekte fayda var. Bavaryanlar der ki bu kıyafet bizim tipik kıyafetimiz değil, çünkü bir Bavaryan kadın asla memesini göstermez. Haklılar ben bir düğünde tipik kıyafetleri de gördüm, “top”lar daha usturuplu, etek boyu daha uzun. Ama tabi bu partileştirilmiş bir kıyafet olduğu için biraz daha seksileştirilmiş. Siz istediğinizden alabilirsiniz.

Ebayde 15 dolardan başlayan fıyatlarla satıldığı gibi Almanya’nın ve Avrupa’nın pek çok yerinde festival zamanı mağazalarda da daha pahalı olmak kaydıyla satılıyor. Benim gibi sürekli üşüyen biriyseniz, yanınıza uzun çoraplar ve mont almanız şart. Çadır içleri sıcak ama dışarıdaki oturma alanlarında ısıtma sistemi olsa da Almanya’da bu mevsimde hava sıcaklığının akşam 6-10 derecelerde olduğu düşünülürse tedbiri elden bırakmamakta fayda var.

Benim Oktoberfest maceram Bavarya’nın doğasına aşık olmam nedeniyle biraz kısa sürdü, ama dediğim gibi partisever bir insan olmadğım halde çok eğlendim, hele gecenin sonlarına doğru sarhoşları izlerken çok keyif aldım.

Tabii ki adrenalinsiz bir Oktoberfest olmazdı, ben de hemen sıraya girip bir roller- coaster turu yaptım. Bunu içkinize başlamadan yapmakta fayda var tabi.

Tren istasyonu, festival alanının çevresi her yer polis kaynıyordu, ama çok sıkı güvenlik önlemleri yoktu. Dünyanın her yerinde terör eylemleri bu kadar artmışken kapıda X-ray tarama, çanta arama gibi önlemler alırlar sanmıştım ama herşey son derece rahattı. Özellikle polis arabasından gelen son ses müzik ve sarhoşlara yardım eden polisler çok hoşuma gitti. Alman arkadaşlarım Alman polisinin son derece güleryüzlü ve yardımsever olduğundan bahsetti, nitekim gözlerimle de şahit oldum.

İster çocuklu olun, ister yalnız gezgin olun, ister eşinizle sevgilinizle gidin Oktoberfest’te herkes için yapacak, eğlenecek bir şey var, bir gün mutlaka siz de katılın.

0 Yorum

Bir İçerik Gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir