Bir Sayfa Seçin

Nordiklerin Çirkin Ördek Yavrusu: Oslo

Oslo’ya da bu başlığı atınca kendimi bir an başkent düşmanı gibi hissettim. Ankara’dan başladım, Brüksel, Manila, Oslo kaptırdım gidiyorum. Ama yapacak birşey yok, şimdi İstanbul, Kapadokya, Pamukkale dururken hiçbir blogda, “oww, Ankara’yı görmeden geçmeyin” diye bir yazıya rastlayamıyorsanız işte bu yüzden ben de Tromso, Trondheim, Bergen, Flam dururken Oslo diyemiyorum. Aslında bunu da bana bir Norveçli arkadaş söylemişti, “Nordic’s ugly sister” yani Kuzey ülkelerinin çirkin kız kardeşi diye bilinirmiş Oslo.

 

Gerçek şu ki; her şehrin, her ülkenin kendine göre bir kokusu, bir tadı, bir vazgeçilmezliği var, Oslo da çirkin bir şehir değil tabi ama gel gör ki, Norveç gibi doğa harikası bir ülkede diğer şehirlere göre ezik kalıyor. Gelin görün ki ben bile Norveç’te total geçirdiğim zamanın büyük çoğunluğunu Oslo’da harcadım.

Bosna yazımda bahsetmiştim, Norveç’i severim, çünkü kim dara düşse ülke olarak kapılarını açar, zamanında Sırp Bosna savaşında da tüm Bosnalı mültecilere kapısını açmış bir ülke. Savaş sırasında Bosnalılar önce bir kampa alınmış, erkekler eşlerini ve çocuklarını buraya teslim edip sonra tekrar Bosna’ya savaşa dönmüşler. Bir yıl boyunca kadınlara ve çocuklara dil öğretmişler, okuma yazma öğretmişler, kadınlara iş öğretmişler, daha sonra çocukları okullara yerleştirmişler, kadınları da çeşitli işlere, savaş bitince erkekler dönmüş, bakmışlar ülkede huzur var, herkes işinde gücünde, çocuklar mutlu, bir kısmı kalmış, bir kısmı da “ille de vatanım” demiş dönmüş.

Benim Oslo hikayem de Oslo’da yaşayan Bosnalı arkadaşımın daveti üzerine başladı, hem Osmanlı’yı hem Bosna’yı yad ettiğimiz, hem de beraber yepyeni keşifler yaptığımız bir yer oldu Oslo.

Bir tarafta dramatik hikayeler, bir tarafta Oslo’da gerçekleşen X games 2016, bir de çılgın ev partileri olunca benim Oslo tatilim pek eğlenceli geçti. Kim bilir belki siz de Oslo’da harika bir tatil geçirebilirsiniz. Ben de sizin için elimden geleni aşağıdaki satırlarda yapıyor olacağım.

Neyse, öyle ya da böyle diyelim gittiniz, eğlenmeye, doya doya gezmeye bakacaksınız. Oslo’ya Türkiye’den aktarmasız seferler mevcut. Uçuş ortalama 4 saat sürüyor. Oslo’da iki havaalanı var: Oslo Gardermoen ve Oslo Torp, Türkiye’den uçuşlar Gardermoen’a yapılıyor. Havaalanında ve trenlerde wireless mevcut. Henüz kurunuzu değiiştirmediyseniz kiosklardan tren biletinizi kredi kartıyla da alabilirsiniz. Bu arada söylemeden geçmeyelim Oslo havaalanında TL değişimi de yapılıyor.

Havaalanı şehire 47 km uzaklıkta sadece Oslo’da kalacaksanız araba kiralamanıza veya taksi kullanmanıza gerek yok, çünkü metro ve tren ağı çok yaygın, istediğiniz her yere gidebiliyorsunuz. Havaalanından trenle Oslo Merkez İstasyonuna gelebilir buradan da metro veya trenle istediğiniz yere devam edebilirsiniz. Bu arada diğer bir tren ağıyla havaalanından veya merkez istasyondan Norveç’in diğer şehirlerine seyahat etmeniz de mümkün.

Havaalanından Flybussen otobüslerine de binebilirsiniz, sizi Oslo merkeze getiriyor, 150 NOK(60 TL), ben o hatayı Bergen’de yaptım bir daha da yapmam,bir de saf saf şöföre “ya, niye bu kadar pahalı” diye soruşum vardı, otobüs pahalı diyorum ama trende çok ucuz değil yani o da 93 NOK(40 Tl) gibi bir fiyat yapıyor. Kısaca bu ülkede herşey pahalı. Bir de ekspres tren var o da 180 NOK, aceleniz varsa tercih edebileceğiniz ulaşım metodu da bu.

Malum, pahalı bir ülkedesiniz, ekonomi yapmaya çalışıp tren bileti almadan binmeyin, çok sık kontrol memuru dolaşıyor, hatta benim hiç bir Avrupa ülkesinde görmediğim kadar sık. Eğer müze merağınız da varsa Oslopass düşünebilirsiniz, günlük yaklaşık 395 NOK, pahalı gibi görünse de tüm toplu taşıma araçlarında ücretsiz seyahatin yanında, 30’dan fazla müzeye ve açık havuzlara ücretsiz giriş, restoranlarda indirim gibi bazı avantajlar sunuyor.

Karl Johans Gate: Oslo’nun kalbinde yer alan bu meşhur cadde bir alışveriş caddesi. Merkez istasyondan inip yürüdüğünüzde bu caddeyle karşılaşacaksınız, zaten pahalı olan bu ülkede bu cadde daha da pahalı, Norveç’te pahalılıktan tek şikayet etmeyen millet Avustralyalılarmış. (hah şu kangurulu olan)

Yol boyu cafeler, oteller ve mağazaları geçtiğinizde Slottsplassen ve hemen arkasında Royal Palace‘ı görüyorsunuz. Merkeze göre daha yüksekte bulunan bu tepeden aşağı baktığınızda Karl Johans Gate’i sonuna kadar görüyorsunuz(tabi fizik kurallarına göre tam tersi de geçerli)

Neoklasik tarzda yapılmış olan bu saray Kral Harald ve Kraliçe Sonja’nın eviymiş ve yapımı 1849’da tamamlanmış. Sarayı gezmek isterseniz bir tura katılmanız gerekiyor ve ortalama fiyat 120 NOK.

Meydandaki atlı heykeldeki kişi de pek tabii Kral Karl Johan(Kendisi zamanında hem İsveç hem Norveç krallığını yapmış bir büyüğümüz)

Oslo Domkirke: (Oslo Katedrali):1694’ten beri Oslo’nun en önemli katedrali, Kraliyet ailesi de önemli günler için bu katedrali kullanıyorlar.

Oslo’da gezilecek yerlerin başında Frogner Park ya da daha çok bilinen ismiyle Vigeland Park geliyor. Park Frogner’de olduğu için ismi Frogner Park(yaratıcı bir isim), Vigeland heykel parkı da 0.5 kilometrekarelik bu parkın bir bölümünü oluşturuyor.

Vigeland Park; tek bir sanatçı tarafından yapılan dünyanın en büyük heykel parkı. Adından da anlaşıldığı gibi eserler Gustave Vigeland’a ait. Sadece birkaç heykel kendisi öldükten sonra asistanları tarafından tamamlanmış. Sayıları 200’ü aşkın bu heykeller 1939-49 yılları arasında yapılmış. Heykelleri dikkatlice incelediğinizde hepsinin bir duyguyu anlattığını görüyorsunuz, kimisi kızgınlık, kimisi neşe, kimisi sadakati anlatıyor,

Park 850 metrelik bir aks üzerinde 5 bölümden oluşuyor. Ana kapı, Çocuk oyun alanı ve köprü, Monolit sütun, çeşme ve yaşam çarkı. Parkın en meşhur heykeli ise bildiğiniz üzere “öfkeli çocuk“. O kadar seviliyor ki herkes elini tutarak fotoğraf çektirdiğinden sol eli altın gibi parıl parıl parlıyor.

Monolit sütun ise üstüste yığılmış 17 metre yüksekliğinde 121 insan heykelinden oluşmuş granit bir sütun. Park 24 saat açık ve ücretsiz, buraya ulaşmak için 20 nolu otobüs veya 12 nolu tramvay ile Vigeland Park durağında inmeniz gerekiyor.

Parkın içinde bir de Vigeland Müzesi var. Vigeland’ın erken dönem eserlerini ve portrelerini göreceğiniz bu müzede aynı zamanda parktaki heykellerin alçı örneklerini de görebilirsiniz. 10-17:00 arası açık bu müzeye giriş 60 NOK ve Oslo pass’i olanlar için ücretsiz.

Akershus Kalesi: 1290 yılında Oslo’yu korumak amacıyla yapılmış bu Ortaçağ kalesi tarihin hiçbir döneminde yabancı güçlerin eline geçmemiş.

Halen askeriyeye ait bu kale halkın ziyaretine açık ve ziyaretiniz sırasında içindeki Norveç Silahlı Kuvvetler Müzesi ve Norveç Direniş Müzesi‘ni de ücretsiz gezmeniz mümkün.

Opera Binası: Kuzey ülkelerinin en modern ve güzel binalarından sayılan bu bina 350 adayın başvurusu değerlendirilerek seçilip tasarlanmış. Sydney’e bile rakip gösterilen bu binanın içi de dışı kadar özel tasarlanmış. Ziyaretçilerine denizden yükseliyormuş hissi uyandırmak istenen bu bina da çeşitli etkinliklerden birine denk gelip bir bilet de alabilirsiniz.

Oslo Radhaus(Oslo Belediye Binası): 1950 yılında yapımı tamamlanan bu bina Oslo’da yüzyılın yapısı seçilmiş.

Nobel Barış Merkezi: Belediye binasının hemen yanındaki bu binayı da gezmek isterseniz 100 NOK. Çeşitli sergi ve etkinliklere ev saipliği yapıyor.

Damstredet: Oslo gezilecek yerler listesinde pek rastlayamayacağınız bu cadde, benim gibi ev meraklılarının ilgisini çekebilir. Oslo S’e yaklaşık 2 km yürüme mesafesindeki bu caddede 200 yıllık renkli ahşap evler var. Mutlaka görün listesinde değil ama gittiğiniz zaman hoşlanacağınızı ümit ediyorum.

NasjonalMuseet(Ulusal Müze): İçerisinde resim, mimari, dizayn gibi pek çok farklı bölümleri içeren bu büyük müze 1837’de kurulmuş ve Norveç’in en büyük müzesi. Eğer resim ilginiz varsa gezmekten pek keyif alacağınız bu müzede Norveçli ressam Edvard Munch’e ait özel ayrılmış bölüm var. Munch’un adını hatırlamıyor olsanız da “Çığlık” adlı esere rastlamamış olanınız yoktur diye düşünüyorum. Müzenin giriş ücreti: 100 NOK, Oslo Pass için ücretsiz. 1000-1500 NOK karşılığı özel bir tura da katılabilirsiniz.

Sahil şeridinden ilerlediğinizde Aker Brygge‘e geliyorsunuz. Burada meşhur saati görüyorsunuz. Bu bölge Tjuvholmen olarak geçiyor, yine şık cafeler, restoranlar, mağazalar mevcut. Bu bölgede ziyaret edebileceğiniz bir diğer mekan The Sneak Peak, burası 54 metre yükseklikten size şehir manzarası sunan bir kule, Oslo’daki en ucuz aktivite diyebiliriz, çünkü sadece 20 NOK.

Bu bölgeye eğer kışın gelmişseniz donmuş buz parçacıklı denizi görürken, yazın o küçücük kumsalda insanların denize girdiklerini öğreniyorsunuz. Ayrıca suyun içindeki çeşitli heykeller de dikkat çekici. Bu sahilin sonunda gördüğünüz park ise Tjuvholmen heykel parkı. 

Tjuvholmen’de görülecekler arasında Astrup Fearnley Modern Sanat Müzesi geliyor. Giriş ücreti 120 NOK olan bu müze yine Oslo Pass’e ücretsiz.

Songsvann: Müzeleri saymadan önce size son olarak Songsvann’dan bahsedeyim dedim. Burası Osloluların çok sevdiği bir göl ve yeşil alan. Çevresi 3.3 km bu göl güneşe hasret Osloluların yazın denize girdikleri ve yeşilliklerini plaj niyetine kullandıkları bir yer. Kışın ise göl donduğu ve karlarla kaplandığından üzerinde Nordic skiing yaptıkları bir mekan haline geliyor. Natinok Theatre durağından 5 nolu metro ile gelebileceğiniz bu mekan benim ilk kez donmuş göl üzerinde yürüme deneyimim(altımda bir göl olduğuna inanasım gelmediyse de) olması açısından özel önem taşıdı. Sizin için bir anlamı olur mu bilmem.

Oslo diğer Müzeleri;

Viking Müzesi, Munchet Müzesi, Fram, Kültürel Tarih Müzesi, Helmenkollen Kayak Müzesi, Kon Tiki Müzesi…Var da var. Zamanınız varsa çoğu Oslo Pass ile ücretsiz. Vaktiniz varsa ilginizi çekenleri gezebilirsiniz.

Norveç gibi bir ülkeden bahsederken bu hayat pahalılığında size ekonomik yöntemlerden de bahsetmezsem olmaz diye düşündüm. Norveç’te nerede kalınır diye sorarsanız valla akrabanız arkadaşınız varsa onda, yoksa bulduğunuz en ucuz otelde diyeyim. Hostel, CS, AirBnb sınırlarınızı zorlayın.

Oslo’da çeşmeden su içilebiliyor. Havaalanında genellikle tuvalet önlerinde çeşmeler var, yanınızda kapıdan geçerken boş bulundurduğunuz bir şişeye(ki şişeyi atmasınlar) içeriden de su doldurabilirsiniz. (Apaçilikte sınır tanımayız) Şehir içinde de gün içinde bittikçe doldurabilirsiniz.

Oslo’da yemek de bir o kadar pahalı. Norveç mutfağı diye öyle aham şaham birşey yok, en meşhur şey somon ki onu da zaten her yerde bulursunuz. Onun için illa ki Norveç’e özel birşeyler yiyeceğim diye kasmanıza gerek yok.

Oslo’da en pahalı şeylerden biri de alkol, alkol fiyatları Türkiye’yle yarışır cinsten. Oslo’lular da genellikle dışarıda pahalı olduğundan evde içip eğleniyorlar. Bu nedenle gece Oslo’da dışarıda pek kimseyi göremeyince bu adamlar eğlenmiyor sanmayın. Genellikle evde toplanıyor, eğleniyor, oyunlar oynayıp, içiyorlar. Ama yine alkol pahalı olduğundan giderken kendi içeceğiniz içkiyi de götürüyorsunuz. Biraz garip gelse de bu hayat pahalılığında anlaşılır gibi duruyor.

Oslo’da en sevdiğimiz şey ise tabii ki Türk marketleri, simitten yufkaya, maydanozdan yoğurda herşeyi bulabildiğiniz bu Türk marketlerinde iki kelam da Türkçe konuşup gerekli malzemelerin hepsini temin edebiliyorsunuz.

 

Oslo’lular hakkında soğuk oldukları söylenir, aslında Oslo kozmpolit bir kent. Tanıştığınız 10 insanın muhtemelen 7’si Norveç’li olmayacaktır. Evet, Bir İtalyan bir İspanyol değiller, ama soğuk oldukları da söylenemez. Kuzey ülkelerinin genelindeki cool tavır, yani yeni geleni çok sıcak karşılamama, bizim sana ihtiyacımız yok, ama arkadaş olmak istiyorsan oluruz tavrı Norveçlilerde de var. Ama sakin, anlayışlı huzurlu tipler olduğundan sevebilirsiniz.

Buram buram kültür sanat ve medeniyet kokan bu şehirden keyif almanız dileğiyle!

4 + 1 =